20.Bölüm

Aşk delilik,aşk çocukluk…

 yok yok aşk bu dünyadan değil cennetlik bir duyguymuş anladım.

Yoksa nasıl açıklanırdı bu gönüllü kölelik?

Bir insan nasıl hayatınızın merkezine oturur da aldığınız her nefese kendinden biraz katar?

Gittiğin ve sana gelecek tüm yollara onun adını yazarmı başka şartlarda?

Onu gördüğünüz an güneş yeniden doğarmı?

Nasıl bir çift göz gülümseyince içinizdeki binlerce kuş havalanır?

Bahar bir dakika içinde kaç defa peş peşe gelir?

Hem bir damla kadar sığ hemde okyanuslar gibi karmaşık hissedebilir mi insan?

Sesi sanki hiç çalınmamış sevda dolu bir mırıltı…

Saçına değen rüzgarın bile yerinde olmak ister insan.

Elini değdiği kitabın,içtiği kahvenin ,baktığı manzaranın…

Anlamadan fark dahi edemeden…

Bir kızın gözleri bir bakmış sınız eviniz yurdunuz olmuştur….

……

Gözüm aralıksız iki 3 dakikada bir saatime kayıyor. Birini beklemek ne yorucu :)

Her gün saat 16:15 de Hazal çalıştığım kafeye geliyor.elinde kitapları zil çalan karnı ve gülümseyen yüzüyle.

Her sabah onu göreceğimi bilmesem bu işten bıkmış bir insan olarak epey suratsız olurdum eminim.Ama öğleden sonraya kadar gün hızla geçiyor.Saat 15 olduğunda biri zamanı slow moduna sokuyor sanki!O bir saat Hazala bağlanmanın sancısıyla boğuşuyorum.Onu beklemek onu hergün yeniden özlemek hem dünyanın en güzel hemde en kuytu duygusu bence.

Eğer cafe durup saatime bakamayacağım kadar işlekse şanslıyım demektir.Ama bu gün az kişi var.Zaman yavaş anlarının keyfini çıkarıyor yani.

Kapı kenarındaki bir  baba oğlun siparişlerini götürüp yine saatime bakıyorum

16:00”

“Sadece 15 dakika “ diyorum kendime derin bir nefes ve gülümseme eşliğinde.O sırada müşterilerden biriyle göz göze geliyorum.Tatlı tatlı gülen bir genç bayan.Başımla nezaketen selamlayıp arkamı dönüyorum.Hazal görse nasıl kızardı kim bilir.

Ah aslında bu birşey değil.Asıl onu bırakıp koreye gitmeyi bir aralar aklıma koyduğumu bilse neler olur tahmin dahi etmek istemiyorum.Hazala bu konuyu bir gün anlatmam gerektiğini bile bile erteliyorum elimde olmadan.Hazır değilim yaşadığım hayatı savunup onun önünde bu teklifi yeniden reddetmeye.Çünkü Hazalında gitmemi söyleyeceğine eminim.Kalma sebebim bana git derse olacakları kestiremiyorum…

Aslında iki gündür bunun vicdan muhasebesini yapamayacak kadar moralim bozuktu.Çünkü babam çarşamba akşam üstüsü buraya geldi.Ve o gündern beri Hazal dışında kimse moralimi düzeltemiyor.

Babamın beni burda ayak işleri yaparken görmesi ( geldiğinde paspas yapıyordum.)en az Hazalın beni gördüğü an kadar sarsıcıydı.

İstediği kahveyi götüerünce nasıl olduğunu soruyorum.Sonuçta 2,5 aydır yüzünü dahi görmedim.

“Dalgamı geçiyosun bir de”diyor.Halbu ki samimiydim.”Bir dediğini iki etmeden büyüttüğüm oğlumun ayak işlerine koştuğunu görüyorum nasılım dır sence?!”

Bana gidip fakültenin rektöründen özür dilersem okula geri döneceğimi ve bu sayede beni eve alacağını söylüyor.

Hahhh! Özür ha? Onlar bir sürü kuralı kaç insanın haklarını ihlal etmekten özür dilemiyorlar ama.Ben hiç dilemem.

Tabi babama bu şekilde değil daha üsturuplu cevap vermeme rağmen onun o tanıdık öfkesi uyanıyor.Yüzü kızarıyor ve bana aynı anneme benzediğimi söylemeye başlıyor.Normalde anneme benzemek benim için onurdur.Ama babamla 24 yıl geçirseydiniz onun neyi kasteddiğini anlardınız.

İtiraf ediyorum bende eski hayatını çok özledim.Sınırsız para harcamayı,tasasız gezmeyi yemeyi içmeyi.Ama özür dilemeyle kıyaslayınca bu özlem hiç kalır.

Konuşmanın devamı ayrıntıya girilmemesi gerekecek kadar hakaret dolu.Normalde bir başkasından duysam aldırmazdım ama insanın kendi babasının ağzından  ne kadar zavallı gözüktüğünü duyması gerçekten kötü hissettiriyor.Ve bana uykusuz bir geceye mal oldu.

Bu karmaşa Hazalı görene kadar beni yoruyor.Sonrası huzur…

+Hazal+

Dostlar sadece sap sap yanınızda olmasını bekleyeceğimiz kişiler değildir.Bizim göremediklerimizi görüp,uyarmalı ve doğru olana doğru çekmelidir.Yani mesele ağladığında teselli etmek kadar basit değil.
Hüma’yı nerdeyse kendimi bildim bileli tanıyorum.Ağlamasını, gülmesini,sımarıklıklarını, tiriplerini,ne yaparken ne yapmak istediğini herseyini bilirim.Ama birini gerçekten iyi tanımak onu gerçekten anlamaya yetmiyor.
Aras’a neden böylesine saplandı.?Sorduğumda bana onun 5tane daha iyi vasfını dahi sayamıyor.Sevmeye sebep gerekmez diyor.Sadece “aşk”kuru kuruya ne kadar sürükler?
Kendimi Hüma’nin yerine koyup Buğra beni sevmese ne yapardım diye düşünüyorum.Yok yok benim arkadaşım ilginç derece yüzsüz hatta gurursuz!
Ben Buğra’yı öyle başkasıylagörsem bir daha yüzüne bakmam-aşkımı gömerim.
Ama Aras’ı nasıl bi sapladıysa beynine sürüne sürüne çabalamaya devam ediyor.
Sözün olduğu akşam gözümün önünde o titreye titreye ağlayınca hiçbir şey yapmadan duramayacağımı anladım….

Artık Hüma’nın ailesinden biri bu zulme dur demeliydi.Hüma’yı Kayra’yla bırakıp odadan çıktığımda Aras’ı karşımda buldum.Sanırım içeri gelmeküzereydi, bir eli kolu indirmek için havadaydı.Beni görünce hemen indirip cebine soktu.
-Çekil şurdan,deyip onu sertçe omuzundan ittim dua etsin yumruk atmadığıma.
Hüma’nın annesini kolundan tutup odaya sürüklediğimde yeni bir şok beni bekliyordu.Hüma makyajı temizlenmiş bir güleç bir yüzle yüzle karşımda.Kayra’ya bakiyorum “söyleme “diyor başını iki yana sallayarak,hay Allahı’m!
Hüma,gözlerinin neden kızarık olduğunu soran annesine göz kalemi alerji yaptı gibi saçmalıklar vızıldıyor.
Kendini toparlayıp aşağıya inmekte ısrar ediyor.Makyajla renklendirilmiş yüzü normalama elleri yüzü bembeyaz.Elini tuttuğumda buz gibiydi
-iyi misin ?diyorum içim aciyarak
Başını sallıyor.Gereksiz bi tebessüm asıyor yine yüzüne,o öyle güldükçe ağzının ortasına patlatasım geliyor.

Kayra beni sıkı sıkı tembihliyor “bu onun hayatı istediğini yapar Hazal,müdahele etme”
Evet kendi hayatı, bırakalım değmeyecek birinin peşinde heba etsin.
Hüma geceyi normal atlatmaya çalışsada 15dk idare edebiliyor ve bayılıp salonun ortasına yığıldığın da hiç şaşırmıyorum.
Aras hariç tüm Kalyoncu ailesi sözde yorgunluktan bayılan müstakbel gelinlerine son derece ilgi gösteriyorlar.Hepsine gıcık oluyorum düzgün bir adam yetiştirmedikleri için.
Diğer gün erkenden Hüma’yı görmeye gittiğimde beni şaşırtan bir şeyle karşılaşıyorum.Aras Hüma’nın kapısının önünde dikiliyordu , sanki kapıyı çalıp çalmama konusunda kararsızmış gibi.Elini kapıyı çalmak için 3defa kaldırıyor ama yine indiriyordu.
Içimden ona küfretsem de Hüma’ya -kapıyı aç-diye mesaj atıp geri dönüyorum.
Salak şey bu ona yaptığım son iyilik .

Son bir haftam bayağıdır boşladığım derslerimi toplayarak geçirdim.Buğranın olduğu heryer öyle yurdum ki/ uğultulu kafede dahil/ yokluğundaki yabancılığımı aşıp ders dahi çalışamaz oluyorum.Kendime gülüyorum ama gerçek bu.İki satır tekrar yapıp “Üf Buğrayı özledim diyorum kendi kendime.Msj yazmak yada arayıp sesini duymak açken sakız çiğnemek gibi iyice keyfimi kaçırıyor.

Buğraya geçen gün beynim senden uzaklaşınca duruyo,dediğimde sözde kendime kapılmama sözüm vardı.Hümayı Arasa aşk adı altında salaklaşıyo diye öyle kızıyorum ki vicdanen kendime set koyuyorum.

Buğra bana gülünce herşeyi tüm mantığı bırakıp aptallaşıyorum.Ama normal geliyor.

Bugün perşembe ve ben otobüsü kaçırdım.Öyle sıcakki.Normalde tatlı canıma kıyıp bu sıcakta omuzumu kesen bu çantayla hayatta yürümezdim.Ama yürüyorum.Aşkta mantık yok.Vicdanım hümaya söylediğim şeyleri düşünüp eziliyor.

+Buğra+

Bes dakika önce burda olması gerekirdi Hazalın otobüsü kaçırdıysa en az yarım saati bulur gelmesi.Belkide gelmez.Omuzlarım düşüyor.

Cam kenarından bana tanıdık bir yüz gülümsüyor.Gökçe.

Bende gülüp yanına gidiyorum.En iyi arkadaşlarımdan birini bir aydır görmüyor olmak acayip boş bırakıyor insanı.Şimdi hatırladım gökçeyi en son beni öptüğü akşam görmüştüm.Hatırlamıyormuş gibi yapmak en iyisi.

Çalıştığım yeri nerden öğrendğini soruyorum.Ablam söylemiş.Hatta bilmemesi gereken meseleri dahi anlatmış.

“Ablan bana gelip kız arkadaşın olup olmadığını ‘koreye gitmeme’ sebebin sordu.”

Arkamdan dolap çeviren bir abla olmadan da hayatım zordu zaten!

“Ne dedin?

“Bilmediğimi söyledim. Gerçekten Hazal için mi gitmedin Buğra?”

Niye herkesin bu kadar umrunda bu mesele.

“Evet ya da hayır. Kime ne?”

“Onun yüzünden dimi? o şımarık için katlandığın şeylere bak. Kıymetini biliyo mu bari?

Gökçeyi kırmadan bu muhabbeti sonlandırabilirsem madalyalık adamın.

“sakın ona birşey demeye laf sokmaya kalkma Gökçe .”

Gözlerini inanamaz gibi iriletiyor.

“Dur bi dakka! Bilmiyo mu yoksa?

Başımı iki yana sallıyorum.Gökçenin yüzü bu defa öfkeleniyor.

“Değermi buğra yaa?

“söylemeyeceğine söz ver-

“o kendini beğenmiş Hazal için-

“Gökçe lütfen…

Hazalı onaylamadığı her halinden belli ama yılların hatırı için olduğunu bildiğim bir uysallık la bakıyor Gökçe bana .

“İyi tamam.

“Sağ ol..

Hazal kapıdan içri girince tam zamanında gökçeyi ikna ettiğimi anlıyorum.Hazalın yüzündeki gülümseme beni gökçeyle oturuyoken görünce hafif bi donuyor ama göz göze gelince yine çoğalıyor.Yüzü kıpkırmızı hızlı hızlı soluyor.Koşmuş mu?

Gökçeye resmi bana tatlı meraba diyor yanıma oturup elini avucumun içine sokarken.

Hazal niye gecikti ki? molami Gökçeyle geçirip şimdi işimin başına dönmem gerek.
Hazal,saçının bir tutamını kulağının arkasına atarken bana bakıp “otobüsü kaçırdım” diyor.Aklımı okumuş gibi.”senin molan bitmiştir sandım.”
“aslında şuan itibariyle bitti evet,derken kalkıyorum.
Gözlerimi gözlerine kilitleyip kalmak istiyorum o kısa bakışmamızda.Hazalla ilgili herşeye öyle bir açlık var içimde.Bencilce gelebilir ama hayatının merkezi ben olayım istiyorum.
İki milk shake hazırlayıp kahve makinesini temizledikten sonra boş oturan garson arkadaşların yanına gidiyorum.Burda işim yokken Hazalı daha yakından görememek çok sinir bozucu geliyor.Kendimi aklıma geleni yapmak üzere salıveriyorum.
Serbest beynim ilk komutu veriyor ve Hazala “giyinme odasına gel ” diye mesaj atıp o, okurken ben önden gidiyorum.
Rutubet kokulu karma karışık ardiye bozması odada ellerim cebimde volta atarken msj geliyor.
“kusura bakma ama olmaz.”
“yaa diyorum kendi kendime mesaja cevaben hayal kırıklığıyla.Arkamdan Hazalın gülme sesi gelince bende gülümseyerek ona dönüyorum.

Sırıtarak kollarımı açıyorum oda yüzünde utangaç bi gülümsemeyle hafif nazlı gelip kollarını boynuma doluyor.
Normalde hergün sarılmıyoruz ama bu gün farklı.Ben yarım saat yolunu gözledim hazal da bana gelmek için bir yığın yol yürüdü.Bi kucaklamayı hak ettik:)
-Bidaha geç kalırsan seni öyle sıkı kucaklarım ki kurtulamazsın.
kollarını gevşetip geri çekiliyor.Yüzü yüzüme öyle yakın ki kirpik uçlarını öpmek işten değil.
-niye?
tek kaşı havada Hazalın.Gül yüzünde imalı bir gülüş asılı.
-Çünkü seni bekledim.Sen kapıdan girene kadar her saniye.
-arasaydın.
-arayıp ne dicektim?seni bağımlı gibi arıyorum mu?
Hazal başını sallayıp “hı hıı”diyor gülerek.
“ama o zaman sana nasıl umutsuzca bağlandığımı bilirdin.
-Zaten biliyorum
“ovvvw , diyorum bu güvenine hayranlıkla.
Gülüyoruz.Hazalın gözleri bi anlığına dudaklarıma kayıyor.
“ve bende bir şey biliyorum”
“öyle mi ney?”
Cesaretim beni aşıyor ve eğilip hazalı dudağınından öpüyorum.Hepşeyi silip süpüren bir unutma hali onu öpmek.Bir elim belinde bir elim güzel kokulu saçlarında.Nefesinden alip içime doldururken zaman bize kıyak yapmış da birkaç saniyeliğine durmuş gibi geliyor.
Ta ki Gökçenin sesi bizi kendimize getirene kadar.
“Her firsatta bir birinize mi yapışıyosunuz?
Hazal ellerini boynumdan alıp benden uzaklaşıyor.Gökçeyi dışarı atıp kapıyı suratına çarpasım var.ama o girdiği an tüm o büyü bozulmuş gibi.
“Evet her fırsatta.
Öpüşmemizi böldüğü için arkadaşıma kızmam Hazalın bana yapma diyen bakışlarına mal oluyor.
“ne vardı diyor Hazal Gökçeye kıpkırmızı yanaklarla.
“telefonun ötüp duruyo insanlar rahatsız olmaya başladı.
Hazal GÖkçeye tlfnunu getirdimi diye bakınca gökçe”içerde canim biraktigin yerde.”
Hazal geçip gidince Gökçe ” ne ? diyor sorgulayan halime.
“yok bişey..”
söylememe gerek yok çünkü bilerek yapıyor…

+Hazal+

Bu kadar halinden memnun gözükmek nispet yapmakmış gibi geliyor bana.Ama buğra öyle rahat evet her fırsattadeyince onu durdurma gerği duyuyorum.Masaya dönünce kayranın msjlarını görüyorum.

“Buğra ne dedi?” yazmış.Tatil planından bahsediyor.”Sormadım daha yazıp gönderirken Gökçe gelip karşıma oturuyor.

-Bayağı ilerlemişsiniz,diyor dosthane bir gülüşle.Ama ben yerimde olmak istediğini seziyorum.Buğranın dudak temasının bıraktığı gülümseme hatırına gülümsüyorum sadece.

Konu dönüp dolaşıp Buğraya geliyor ne kadar başka şeylere çekmeye çalışsamda.

-Babasıyla hala görüşmüyor Buğra biliyomusun,diyor gökçe.

-Yok.İnatçılıkla ilgilli sorunları var Buğranın ama zamanla düzelir eminim.

-Zannetmiyorum.Buğra sandığından daha gururludur.Asla dönmez.

-Hep burda bu şekilde çalışacak değil ya elbet döner.

-Onu tanımadığın nerden belli.Hakkında hiç birşey bilmiyosun.

Yüzünde o bilmiş bakış sinirlerimi bozuyor.Gerçekten ağzında bir bakla mı var yoksa beni kızdırmaya mı çalışıyor emin değilim.

-Aslında çok daha iyisi olma fırsatı varken niye burda garsonluk yaptığını.Nasıl zor uyum sağladığını.O hiç zorluk çekmeden büyümüş biri ama sen bunları hiç düşünmedin dimi?

-Burda çalışıyor çünkü öyle istiyor.

-Hayır bunu seçmek zorunda kaldı.

Gökçe içimde garip duygular bırakıyor.Sahiden Buğra o kadar zor günler mi geçiriyordur.Aklım karışıyor.Sahiden niye bunları hiç konuşmadık?

+Buğra+

Cafe kalabalıklaştıkça Hazalla gökçenin yanına uğrayamaz oluyorum.Gökçenin yüzündeki bilmiş ifade ve Hazalın elinde kitabı olmasına rağmen onu dinlemesi içime sıkıntı veriyor.Tamam Gökçe söylemeyeceğine söz verdi niye güvenemiyorum.!?
45 dk sonra Hazalı tek başına görüyorum.Yanına uğrayıp “gökçe gitmiş? diyorum.
Korktuğum gibi Hazalın yüzünde aklı karışık bi ifade var.
-evet sana selam söyledi bide kalbini değil aklını dinlemeliymişin.
-öyle mi dedi? iyi aklımda tutarım.
Hazal tek kaşını şüpheyle kaldırıyor.
-aranızda bilmediğim bir mesele mi var.?
Yalan söyleyemem yalan olmaz.
“anlatmaya değmez.gerçekten”
diyorum.Yalan sayılmaz pek.
Hazalın yüzüne tebessüm geliyor.
“kıskanıyo bizi sanki.
“sanki?
ikimizde gülüyoruz.
“sen gitmicen mi?
“Hayır seni beklicem.
“bu gün perşembe?
Bunu hatırlatıyorum çünkü perşembe cuma ikinci işe gittiğim günler.
“biliyorum.ama sevgilin olarak değil hayranın olarak seni dinlemeye gelcem.
Canlı müzik yaptığım mekana 2. gelişi olcak hazalın ve ona bakarak söylemek demek iki kat daha heyecanlı olmak demek.

Saat gece yarısını geçiyor.Hazal la dönüş yolunda birlikte yürüyoruz.Sahnede söylediğim şarkılardan birini mırıldanıyor.
“eline gitarı aldığında babaşka bi Buğra çıkıyo ortaya,diyor yüzünde hülyalı bir gülümsemeyle bana bakmadan devam ediyor.
“sesin her kelimeyi taa ‘elini kalbini üzerine koyuyor’burama işliyo.Bana ilk söylediğin günde hissetmiştim aynı duyguyu.”
Birşey söylemiyorum.Gözümde yini eskiler canlanıyor.
“gidecek bir evim olduğu için şanslıyım.en yakın arkadaşıma aşık olduğum için şanslıyım….”
“unutmamışsın.
İnanamazlıkla bana bakıyor.
“ne? ben hangi şarkı olduğunu sen söyleyince hatırladım.)
“yalancı,diyor yemeyerek.
“bana değer verdiğin için sana ulaşiyo sesim.bunu bana mal etme.”
“seni sevmek ayri bi mesele ama şarkı söylemede çok iyisin duyguyu aynen ulaştırıyosun.Yazları gitar dersleri almıştın dimi sadece.
“evet.Ama belkide yetenekle bir ilgisi yoktur.Sadece çok aşığımdır?
Hazal durup gülüyor bana.Vicdanımın nesi var?! içimde kıvranıp duruyor?
-sana birşey sormam gerekli diyor Hazal.
Ben karşısına gelip ellerim cebimde “dinliyorum “deyince derin bir nefes alıp konuşuyor.
-önceleri heryaz izmir foça daki yazlığımızda ‘onurların yani’ kalmaya giderdik tatile.Çokda güzel geçerdi.Onurun kuzenleri Kayra Hüma…Onur bu hafta sonu tekrar gidelim diyo.Arayıp senide davet etcekmiş.Aslında ben bu yıl pek istekli değilim çünkü kayrayla onurun araları kötü atışıp duruyolar.Hüma sözlüsünü de getircekmiş burnuma sokup duruyo onu sanki onu onaylamam sevmem şartmış gibi.Sen gelirsen giderim ama mecbur hissetme sakın düşündüm ki-
Yüzünü ellerimin arasına alıp alnından öpüyorum onu.
‘seninle tatilmi? harika olcana eminim.
Gamze doluyor yanakları Hazalın…

Cuma günü akşamüzeri valizimi hazırlayıp duşa girdiğimde aslında hazal aşağıda ablamla muhabbet ediyor muş!

Elimde valizim aşağı inip onları ciddi ciddi konuşurken görünce içime bir şüphe düşüyor. Ablam Hazala bir şey söylemiş olabilir mi?

Yola çıkarken Hazalın ruh halini inceliyorum. Biraz aklı karışık bir hali var. Ama ne zaman benle göz göze gelse gülümsüyor. Düşünüyorum. Tüm olanları bilse bana böyle gülermiydi?

Hava alanında diğerleriyle buluşuyoruz.

Kayra ilk gelen olmuş. Sonra Hüma bir yanında Aras diğer yanında kumral Mete denen çocukla geliyor. Mete hem Arasın en samimi dostu hem de Kayranın lise arkadaşıymış. Onurun gelmesi 15 dakika sonra oluyor. Yanında en fazla 22 gösteren sarışın bir kız var. Kuzeniymiş Esin. Onur sırf Esini gelmesi için ikna edebilmek uğruna 8 saatlik araba yolculuğu yapıp gelmiş. Onurun Hazaldan başka çok sevdiği bir yakınını tanımak güzel.

Uçak yolculuğumuz yarım saatten az sürüyor ama bir saat te arabayla gidip İzmir foça’ya varıyoruz.

Onurların 4 kuşaktır ayakta tuttukları mükemmel deniz kenarındaki villaya gelince herkes durup bir “vaaayy” çekiyor. Hem antika hem modern bir arada barınıyor gibi.Arka bahçesinde  havuzu,havuza çıkan ankastre mutfağı,dev geniş plazmalı salonu ne kadar modernse üst kattaki yatak odaları ve banyolar bir o kadar eskiyi anımsatıyor.Pirinç başlıklı yataklar,ahşap gıcırdayan dolaplar,soluk antika halılar.Ama ister klasık ister modern pencereyi açınca gördüğüm manzara mükemmel.Yamacı taşlık sonra kum ve en son alabildiğine mavi deniz.

Kızlar 2. kattaki odalara yerleşiyorlar erkeklerde alt kattaki lüks odalara.

Ben valizimi Onurun yanındaki odaya onun tavsiyesiyle bırakıp dışarı çıkıyorum.Onur “biraz yürüyelim mi? Diyor  sahil boyu uzanan kumsalı göstererek.Yine bir konuşma zamanı geldi seziyorum.

Hazal sekerek dışarı çıkıyor. Yüzünde kocaman bir mutluluk var.

“Biz Buğrayla gideriz diyor arkasından gelen Hüma ya.

Ben başımı iki yana sallıyorum. Ne kadar onla gitmek istesem de-ki neresi olduğunun bir önemi yok-Onurla gitmek üzereyken onu atlatamam. Onla iyi geçinmem gerek.

Hazal durumu sezip surat asıyor. Ama Hüma fırsat yakalamış gibi ellerini çırpıyor.

“O zaman Arasla sen git market alışverişine.”

Hazal Hümanın onun Aras’la arasını düzeltme çabalarından bahsetmişti ama bu kadar çabuk şahit olacağımı hiç tahmin etmemiştim.

Ben Onurla sahile doğru yürürken Hazalda Arasla arabaya doğru gidiyor.

+Hazal+

Hüma’ya gıcık olmak istiyorum ama “Hazal Aras’la gitsin “derken ki suratı öyle yalvarır cinsten diki yapamadım.
Buğra Onur’la gidiyor bende çaresiz başımı sallayıp razı oluyorum.
Aras arabaya binerken “çok eğlenceli olacak”diyor, pişkin bir sırıtma hakim yüzsüz suratında.Çileden çıkarıyor beni bu rahatlıgı.Arabayla 15dklık yolculuğumuzda ben konuşmamaya çabalıyorum ama tip beni kışkırtmak için elinden geleni ardına koymuyor. Yok zamandır Hüma’nın arkadaşıymışım,yok grubun asabisi benmişim falan filan.Cevaplarımı elimden geldiği kadar hakaretli tuttum.
-Sana ne!-hak edene göre davrananı benim,yaşasın kötülük.
Marketin et reonuna gidene kadar içecekleri,dondurmaları,çekirdeği,cipsi ile doluyor.
Etlerin başında dikiliyor Arasne alacağını bilmez gibi.
Bofine eti alırken “onur a ve Buğra ya,tavuk kraketleri Kayra’ya,sucuğu bana,köfteleri Esin’e”diyerek sepete atıyorum.Aras da ben bitirince bi kangal sucuk daha atıyor “mete’ye ve bana “bir kırmızı et paketi daha giriyor sepete.

-Hüma’ya almadın çünkü ne sevediğini benim bilip bilmediğimi merak ediyorsun”diyor bana yandan azıcık bakarak.
-Hayır, diyorum bilmedigine eminim ben merak ettiğim yok.
-köfte ,diyor beni şaşırtarak.
-iyi, tamamen işe yaramaz değilmişsin.Hazır köfte paketini alıp sepete ararken ben havada tutup yerine geri koyuyorum.
-Hüma’nın soya proteine alerjisi var.Ona kıyma alınacak , köftesi elde yapılıyor.Bay gıdım mükemmel.
-şu soya meselesi..
-o kadar basit değil,Hüma’nın umrunda değil ama kara ciğerini tüketiyor bu alerji.
Aras birşey söylemden kıymayı atıyor ve yürüyor.
-arabayı sen it , diyorum peşinden umursamıyor.Tip diyorum duyabileceği bir sesle.Çok komik sanki gülüyor,arabayı geri gelip arabayı alıp uçuyor.Valla dengesiz ne yapmaya çalıştığı belli değil.
Aras ödemeyi yaparken ben gidip arabaya oturuyorum ve müziği açıp onun poşetleri arka koltuğa yerleştirmesini izliyorum.Hatta yetmiyor dönüp komutlar veriyorum”dikkat et kolaları sallama!”hiç bozuntuya vermiyor sabırlıymiş.

Sürücü koltuğuna ben geçerdim de mükemmel olmadığım bir şeyi bu gıcığın yanında sergilemek istemiyorum.

+Buğra+

—Gerçekten müthiş güzel bir yer, diyorum sessiz geçen birkaç dakikanın ardından.

—Evet, burayı her gördüğümde bende aynı şeyi düşünüyorum. Bu arada geldiğin için sağ ol.

—Asıl sen sağol. Çağırdığın için.

Onur gülüp denize bakıyor.

—Pekiyi başlangıç yapmış değiliz ama hiç birşey için geç değil.

—Kesinlikle.

—O yüzden bu tatili bir dostluk çabası olarak düşün.

Başımı sallıyorum Onur sessiz kalınca. Aklıma söyleyecek bir şey gelmiyor çünkü.

—Ve benim yüzümü asık moralimi bozuk görürsen bunun kesinlikle seninle yada Hazalla bir ilgisi yok emin olabilirsin.”

Bu açıklamayı duymak iyi oldu bak.

-.Bu konunun Kayranın senin valizini tekmelemesiyle bir bağlantısı olabilir mi? diyorum 15 dakika önce şahit olduğum görüntüyü dile getiriyorum.

Onur önüne bakarak başını sallıyor. Bir sürede sessiz kalıyor.Bende seve seve bu sessizliği koruyorum.Sonra bozan Onur oluyor.

—Adını söyleyince bile kalbim balyozla eziliyormuş gibi hissediyorum.

—Buna gönül yarası deniyo, hani hakkında milyonlarca şarkı yazılan.

Onur gülüyor.

—Keşke nerde yanlış yaptığımı bilsem. O zaman düzeltme şansım da olurdu.

Erkeklerin ortak sorunlarından biri kızları anlamamak:)

—e bende pekiyi sayılmam bu çözme konusunda ama valizini tekmeleyecek kadar kızmışsa epey suçlusun demektir bu onun gözünde.

 

Onur bu belirsizlik onu delirtiyormuş gibi ellerini saçına geçiriyor.

—Onunla konuşmaya çalışıyorum ama sorunun ne olduğunu ona sormam bile suçmuş gibi bakıp çıkıp gidiyor. Konuşamadıkça çözemicez ama hiç sonuna dek dayanamıyor Kayra.

—Seni başkasıyla görmüş olabilir mi? Belki ihanete uğradığını falan düşünüyor olabilir.

—O tür bir ilişkimiz yok.

— Ben çıkıyorsunuz sanmıştım

Cidden buna şaşırırım işte. Kafede hazalın beni kolumdan tutup çıktığımız gün Kayra Onuru öpmüştü. Üstelik ben ona kafa atacak sanmıştım bir an: D Hayatımın en garip günüydü.

Onur:

—Beni o gün öptü diyedir. Sadece o an benim dikkatimi dağıtmak için yapmış.

—Emin misin? Seni sevdiği epey bariz gibi geldi bana.

Onur böyle kendimden emin olmama şaşıyor. Ama cevap vermiyor. Bende Hazalın anlattığı bir iki şeyden ve Birazda Kayranını hallerinden eminim bunun öyle olduğuna. İki insan birbirini seviyorsa vakit kaybetmemeli bence:) onları direk kavuşturmalı herkes elbirliğiyle.

Gittiğimiz yol boyunca havadan sudan konuşuyoruz bu defa. Biraz hazalın küçüklüğünden onun ailesinden, onurla ilişkisinden… Sonra kendimi sıkı bir dost kazanmış gibi sırtı sağlam hissediyorum. Güneş batarken evin önüne varıyoruz.

+Hazal+

Eve geri giderken daha konuşkan kesiliyoruz ikimizde.Önce koltuğumu hafif geri yatırıp ayaklarımı torpidonun üzerine koyuyorum.

“Şu vakum kızıda peşinde getirmemen beni şaşırttı.”diyorum.O günki öpüşmelerini görseydiniz lakabı yerinde bulurdunuz.

“Başka zaman artık,diyor Aras yüzsüz bir rahatlıkla.

Ben onu sinir edip acı çıkarmaya çalışıyoken siniri tepesine vuran yine ben oluyorum. Dayanamayıp:

-Nasıl bi adamsın sen? Niye iki insanı birden idare eder bir insan.? Diyorum.

Araba sürdüğünü unutup bana uzun bir bakış atıyor Aras.

-Önüne bak istersen,diyorum.”Senle ölmek isteyeceğim son şey bile değil.”

Gülüyor.kendini bu salak gülüşle karizmatik hissettiği oluyormudur :D böğğ.

“Sırf arkadaşının sevgisine karşılık vermiyorum diye nefret ediyosun benden,diyor.Hemen hemen doğru bak.Baska ne derdim olur onla be.

“Tek sorun o değil ,diyorum alaylı bir yüzle.”Karakteri oturmamış tüm adamlara karşı böyleyimdir.Hüma konusu tuzun biberin oldu.”

Sanki söylediklerim çocuk saçmalığıymış gibi “Öylemi ,diyor beni uyuz eden o gülüşüyle.

“Ve sakın Hüma seni bu kadar seviyo diye kendini bişe sanma.Hiç bir zaman iyi seçimleri oldı Hümanın.Sende istisna değilsin.”

Bu defa onu kırabilmeyi umuyorum ama

“bak buna kırıldım işte.”diyor gülerek.ciddi mi değil mi anlayamıyorum.Saldırıya devam

“Onun sevgisinin çokluğu aşka olan aşkından.Üzeri alınmaya kalkma.”

Arasın gülümsemesi gidiyor.

“Peki senin ‘bay önceden doktor’ ne kadar iyi biri?Senden sakladığı şeyi gerçekten anlamıyomusun yoksa anlamıyormuş numarası yapmak daha mı kolay geliyor?

İçimde tam midemin başladığı noktada bir girdap dönmeye başlıyor.Kendi şüphelerimi bastırmak yeterince zorken bide bu şapşal yüzüme vuruyor.Bi dakka ! o nerden biliyo?

“Ne saçmalıyosun?

“Anlamamış gibi yapıyosun yani.

“Herkesi kendin gibi sanma.

“Ben Hümaya karşı hep açık oldum.Kimileri bundan yoksun sanırım.

“iyyy meselem senin nasıl olduğun değil.Nerden çıkardın diyorum?

“doğru şekilde sorarsan cevabı alırsın.”

“Kelime oyunlarını hiç çekemem.”

Eve varana dek tek kelime etmeyip camdan dışarıya bakıyorum.Şüphe içimi yakıyor.Gerçekten de herkesin bildiği dahada önemlisi Buğranın özellikle benden sakladığı birşey var.Niye söylemesin ki?Acaba başka birini seviyor olabilir mi?Yok artık saçmalık.

Kapıya gelince Arasın park etmesini dahi beklemeden iniyorum arabadan.Hümanın umut dolu yüzü benim yüzümü görünce sönüyor.Yanından hızla geçip gidiyorum.Sonra hamakta uzanan Kayrayla göz göze geliyorum ama şuan bu şüphemi kimseye anlatamam.Önce kendimle başbaşa kalıp düşünmem gerek.Başımı bie şey yok der gibi sallıyorum Kayranın “Ne oldu diyen bakışına.

İlk gökçe kafamı karıştırdı.İmalı lafları bir şey bilmiyosunları falan.Sonra ablası.Buğranın okuldan ayrılıp kafede çalışması benim suçummuş gibi.Ama bu Buğranın benden gizlemeye çalışacağı bir şey değil ki?!

Merdivenleri çıkarken Mete bölüyor suskunluğumu.

“Hazal? Bu senin arkadaşının mı?”

Elinde Buğranın tlfnu var.Başımı sallıyorum.

“3 kez çaldı önemli olabilir.

Tlfnu alıp odama çıkıyorum.Ablasından.Önemli bir şeymi oldu ki.Yeniden çalmaya başlıyor.Açıyorum…

….

+Buğra+

Veranda da mangal yapıyor Mete ve Aras. Kayraya hazalın nerde olduğunu sorunca “Az önce sahile iniyordu” diyor

Bizim geldiğimiz yönün aksine inip koşar adım Hazalı arıyorum.15 metre kadar gidince görüyorum onu. Yere uzanmış. Ayakları gelip giden dalgalara değiyor. Ellerini karnının üzerinde birleştirmiş. Yaklaşıyorum. Gözleri kapalı.

“Hazal?”

Cevap vermiyor. Eğilip başucuna çöküyorum. Yüzü batan güneş kadar sakin gözüküyor. Eğilip dudaklarından öpüyorum onu. Gözlerini aralıyor.

“Gitcektin.” Diyor.

“Ne?

İçime buz gibi bir rüzgar doluyor..Biliyor olabilir mi?

—Gitcektin, diyor yine doğrulup otururken bana bakmadan.”benden uzak durduğun o iki hafta gitmeyi düşünüyodun.”

Ben kendimi olası tüm cezalara hazırlarken hazal ellerindeki kumları temizleyip denize bakıyor.

—Kim söyledi?

Sorum cevapsız kalıyor. Sanki kimden öğrendiğinin bir önemi varmış gibi.

—Ben sevdiğimi söyleyince mi vazgeçtin?

—O an vazgeçtim ama-

—Benim yüzümden –

—Hayır. Senin yüzünden değil.Seni sevdiğim için…

Yüzüme bakmıyor. Gözleri mora dönmüş denizde.

—Sensiz olamazdım. Hazal?

Yüzünü ellerimin arasına alıp kendime döndürüyorum.

—Sana bakarken bile seni özlüyorum. Nasıl araya binlerce kilometreyi sokarım?

Bir şey söylemeden gözlerime bakıyor. Kaşları hem kırgın hem kızgın olabilecek gibi çatık hafif. Gözlerini kaçırıyor.

—Hazal, diyorum yalvaran bir sesle yine bana bakması için.

—Günde 13 saat ayakta çalışıyosun benim yüzümden bunu seçmeye mecbur kaldın. Hemde benden sakladın.”

—Çünkü bunun faturasını kendine keseceğini biliyordum.

—Ama gitcektin. Ben söylemeseydim”sesi titriyor.”Seni sevdiğimi…

Dayanamayıp ona sarılıyorum. Bir elim iki omzunun arasında, diğeri saçlarında. Sımsıkı sarılıyorum. Ama onun kolları hareketsiz.

-Seni yüz yüze görüşmeye çağırıyolarmış.birisini göndermişler senin için koreden.

Bunları Hazaldan duyduğum için mi yoksa bu kore işinin ne kadar ciddi olduğunu fark ettiğim için mi belkide ikisi birden üstüste geldiğinden cevap veremeyecek kadar şaşırıp kalıyorum.Karar verme zamanım yaklaştığını hissediyorumVe zor günlerin…

19.Bölüm

Hümanyı kolundan tutup Asudeye götürmek ona açık açık “işte bana unutturman gereken kız” demek oluyor.Bunu hümanın anlayacağına şüphem yok ama ne yapacağını kestiremiyorum.
Bir birlerine diş bilerler sanırken gayet normal tanışıp sıradan sorulara geçiyorlar.Kendimi fazlamı umursuyorum ben ne.Arabaya dönüpde hüma yol boyunca konuşmayınca düşündüğünü keşfediyorum(bayan hazır cevap benle ilgili zoru

gördü artık.)
Kapıya gelince inmeyip.
“Onu kaç yıldır seviyorsun diyor.
“2,diyorum madem dürüst oluyoruz…
“Peki hala?
Sevip sevmediğim mi?Evet diyemiyorum.Hayırda.Sadece öfkem var asudeye karşı sanki.
“Bilmiyorum.
Birşey demeden gidiyor.Sonra toplantı akşamına kadar da sesi soluğu çıkmıyor.Hepi topu 19 saat falan.(saydım mı ? hayır saymadım.Sadece fazla zekiyim aklımda beliri verdi.)
Gri elbisesi içinde güzel gözüküyor.Ama genelde hoş giyindiği için dikkat çekici gelmiyor bana.Yüzü gülüyor.Teyzelerimin ortalarına düşmüş.Hevesle onları dinliyor.
Bende onun soy ağacıyla tanışıp kaynaşmalıyım artık.
Bildik sorulara bildik cevaplar faslı geçince gayet eğlenceli bilgiler ediniyorum Hümayla ilgili.
Kedilerden ölesiye korktuğunu (bir ara içi kedi dolu bir kutu yollamayı aklıma koyuyorum),araba kullanmayı geçen yıl öğrendiğini ( bisiklet kullanmayı biliyormu bari),Lise 2.sınıfı 2 yılda bitirdiğini ( kalın kafalı şey :),11 yaşındayken yanlışlıkla dedinin dişlerini temizlediği suyu içtiği için kızıp bidaha onlara kalmaya gitmediğini.(böğğ bende olsam gitmem.),Yeğenleri piknıi yaptıkları bir gün ekmeğinin arasına canlı balık koyduğu için bayıldığını ( haha :D güzel fikir) ve istediği bir şey olmadığında ailesini okula eteksiz gitmekle tehdit ettiğini ( etek yerine pantolon mu yoksa cidden eteğini çıkararak mı gitmeyi düşündüğünü sormamak için zor tutuyorum kendimi) öğreniyorum.
45 dakikanın nasıl geçtiğini anlamıyorum bile.Hüma gülerek yanıma gelince bende ona gülüyorum:) Sırf ailesinin gözü önündeyiz diye.Elindeki meyve dolu tabağı bana uzatıyor ve içinden kürdana batırılmış bir şeftaliyi kaldırıyor gözümün içine gülerek.Sanırım oda benim hakkımda birşeyler duymuş.
“sadece yiyemem,görünce etkilenmiyorum.
“Tüh:)
Hümanın gülüşü Asudenin geldiğini görünce yüzünde asılı kalıyor.Asude karşımıza gelene kadar gözünü benden almıyor.Gülüyor ama mutluluktan olmadığı kesin.
-Tebrikler.
Elini sıkıyorum
-Teşekkürler.
Onun imalı rahatsız halinden ölesi bir keyif alıyorum.
-Yakışmışsınız.
Yüzünün her halini bilmesem ciddi zannederdim.
-Evet.Yakışıyoruz dimi?
Hüma yanıma sokulup parmaklarımı ellimin içine sokuyor.Sığınır gibi bir hali var.
Asude sözde içecek almaktan bahsedip gidiyor.O gidince içimde garip bir heyecan yerleşiyor.Beni kıskanmış olabilir mi? Reddettiğine pişman olmuş? Benim hissettiklerimin birazını hissetmiş?.
Hümanın parmakları avucumdan kaymak üzereyken elini sıkıyorum.Asudenin ardından baktığımı fark etmiş olmalı.Tam o anda müzik başlıyor ve “Dans edelim ,diyorum.İtiraz etmesede bakışları tedirgin.O koca gözlerini benimkilere dikip ‘ beni onu kıskandırmak için kullanma’diyor resmen.Bir süre yok saysamda dayanamayıp bırakıyorum onu.Neden bilmiyorum ama bakışları hep tam olaşması gereken yerden yakalıyor beni.Arkadaşlarını görmek istediğini mırıldanıp uzaklaşıyor.Keyfim sıkıntıya dönüşünce içecek birşeyler alıyorum çok geçmeden tlfnum ötüyor.Asude’den
“Eski odandayım…”
Vayy bu kadar mı dayanabildi.Ve sadece nerde olduğunu söyledi diye ayağına düşmemi umuyor olmalı.Çok bekler.Ben her saniyeye bir ay gibi hissettim onu beklerken.Etrafta dolanıp eski arkadaslarımdan bir kaçıyla konuşuyorum.Yeniden tlfnum msj geldiğini söylüyor.
“Sana geç kalmış bir itiraf borcum var.Duymak isteyeceğini düşünmüştüm.”
Kalbim gümbürdüyor.Bir şeyi duymayı ne kadar çok beklerseniz ondan vazgeçmek o kadar zorlaşıyor.Bir yanım gitmenin zayıflık teslimiyet olduğunu söylesede diğer yanım kontrolden çıkmış o iki kelime koşuyor.
İçeri yavaş girmeye özen gesteriyorum.Asude masaya oturmuş.saçlarını eliyle geri atıp bana bakıyor.Odanın ortasında duruyorum.Kalkıp bana doğru yürüyor.
“Sevgilinide getirirsin sanıyordum.”diyor.Ama getirmeyeceğimi bildiği belli.Onu reddetmeyeceğime hayli emin elini göğsümün üzerine koyup dibime sokuluyor.
“Öyle toysun ki-Sanki büyümüş numarası yapan bir çocuk.
Buraya beni küçük kardeşine benzettiğini duymam için çağırmadığını biliyorum.
“ kıskandın mı?,diyorum dalga geçen bir umursmazlıkla.
Parfümünün kokusu beynime giriyor sanki büyülenmiş gibi hissediyorum.Gözlerine hiç bu kadar yakından bakmamıştım.
“Evet,ben bile kendime inanamadım ama kıskandım.Seni onun yanında görünce farkına vardım.”
Elini ensemde gezdiriyor.Ürperiyorum.Beni bu yakınlıkla tavlaması an meselesi ama elimi uzatıp uzaklaşamıyorum.
“yazık ne yapsak.Artık çok geç.
“Hayır sen benden başkasını gerçekten sevemezsin Aras.Kimseye bana baktığın gibi bakamazsın.”
Yüzümü serin parmaklarının arasına alıyor.İlk defa bana böyle aşkla baktığına şahit oluyorum.Gözleri ilk defa beni sevdiğini söylüyor.İki yıldır ona beslediğim özleme teslim olup onu öpüyorum.
Bu anı öyle çok beklemiş olmanın sarhoşluğu çok kısa sürüyor.Hümanın yüzü gözümün önünde öyle çabuk öyle kısa beliriyor ki sarsılıyorum.Hevesim vicdanım tarafından eziliyor.
Beynim yeniden netliğine kavuşuyor.Asude beni ne sanıyor? İstediğin de öpüp koklayıp istediğinde başkalarının önüne sunabileceğini mi?Yani kaçınca büyük balık mı oldum?
Rujunun berbat tadı ruhuma yayılıyor.Uzaklaştırıyorum onu kendimden.Kendi zayıflığımdan utanmama fırsat kalmadan kapı yönünden bir ses duyuyorum.Aklıma ilk gelen şey Hümanın beni görmüş olması.Garip serin bir rüzgar doluyor ensemden içeri.
Hayır o değil ama o görmüş sayılır.Hazal yüzünde buz gibi bir ifadeyle yüzüme bir kaç saniye bakıp
“Rahatsız olmayın siz devam edin- diyor eliyle işaret ederek.Hazalın nefretli bakışları beni zerre kadar ilgilendirmiyor.Hümanın tepkisini tahmın edemiyorum.Ağlarmı ? kızarmı? Aman ya ne zamandır ne düşündüğünü umursuyorum ben onun.En fazla biter bu saçma oyun.Zaten fazlasıyla bile uzamıştı.
Hazal tlfnunu çıkarıp kulağına koyuyor.
“Hüma ,üst kattayım.2. oda gel hemen_of gel işte arasla ilgili_”
Tlfnu çantasına tıkarken gözlerini bana ve asudeye dikiyor.
“Ne garip dimi?Arasla ilgili dediğim an soru sormayı kesip tamam diyor.
Yutkunuyorum.
-Ben konuşurum onunla diyorum.Salakça bir dürtüyle sanki ben söylersem daha az kırılcak zannediyorum.Lzümu varmış gibi.
-Orası kesin,diyor ellerini göğsünde çaprazlayarak.
Kapı açılıyor ve Hümanın meraklı yüzü asudeyi ve beni görünce soluyor
-Noluyo?
Hazal bana bakarak:
-Sen mi söylemek istersin ben söylim? Diyor.
Boğazım kupkuru,ellerim terliyor.Niye Hümanın gözünden düşmekten korkuyorum?İlk defa bir kız beni olduğum gibi sevmişken ben onu ailesinin ortalıkta olduğu bir günde başka biriyle öpüşüyorum.Suçum gittikçe gözümde devleşiyor.
Ben Hümanın yüzüne bakmaktan başka bir şey yapmayınca Hazal :
-Onunla öpüşüyordu.diyor.
Hüma kafasında bir ağrıyla baş ediyormuş gibi bir bana bir asudeye bakıyor.
-Gerçekten yaptın mı ? onu öptün mü?”Ağlamak üzere sanki.
Başımı başka tarafa çeviriyorum.Ağlayan suratı gözümün ününde belirip dursun istemiyorum.
Kapı tekrar açılıyor.Artık kim gelse şaşmam.
-noluyo? Diyen tanıdık ses Hümanın abisinin.
-Aşağıda insanlar sizi arıyo
Asude fırsattan istifade edip çıkıp gidiyor.A unutmuşum o konu ben olunca hep kestirme yolu seçer.
Hazalı yeniden duyuyorum.
-Birileri bunun kendi sözü olduğunu tam kavrayamamış –
-Ne? anlamadım
-yok bişe abi sen git.geliyoruz.
-hüma ne saçmalıyosun? Üstünü örtmiceksin dimi?
Hüma Hazalı kolundan tutup odadan çıkarırken Abiside gidiyor ve yalnız berbatlığımla baş başa kalıyorum.
Hazalın bağırtıları geliyor kulağıma.Gerçekten bunu yapmama rağmen bırakmıcak mı beni?Bende benim dahi bilmediğim neyi bulup seviyor bu kız?
Balkona çıkınca yan odada olduklarını anlıyorum.Sesleri netleşiyor.Hazal hala bağırmayı bırakmamış.
-Su katılmamış bi salak oldun sen iyice! –Beni en iyi senin anlaman gerekir?! Ona sevgimden yok sayıyorum sadece anlasan olmaz mı?
-Yemişim böyle sevgiyi.İnsan önce kendini sevmeli.Hem o adam senin sevginin yarısının yarısını dahi hak etmiyor.Sürüngen herif.Nasıl yapışmış öpüyodu kızı.
-Sus duymak istemiyorum.
-Sen zaten işine gelenleri görmez duymazsın.Kulağının dibinde bağırsam ne fark eder.Farkında mısın bilmiyorum ama ona tutunmaya devam ettikçe daha da acı çekceksin .
-Off! Buğrayı doğru arası yanlış yapan ne ?1 herkes aynı şeyi söyleyip duruyo.O benim doğrum!Benim seçimimim!
-İyi ! o mankafa seni aldattığında-ki gerçek aldatmadan bahsediyorum-öpüşmekten ötesine gittiğinde-
-Sus-
-Çünkü kendi sözünde başka bi kızı kudurmuş gibi öpen adam herşeyi yapar.Sakın o zaman gelip de bana ağlama?!
—Yapmaz! yapmıcak. O kızı öptü çünkü aklı onda kalmıştı. eğer bir gün evlenirsek beni asla aldatmaz. Ve senin ben ağladığımda seve seve omzunu vermen gerekir seni bencil uyuz!
Bir süre sadece Hümanın hıçkırıkları geliyor kulağıma. Sonra hazal konuşuyor yine.
—Salak. Omuzumu vermek seni güvenilir birine emanet etmekten daha mı zor?
—Ama dost olmak her koşulda yanlış yaptığında yada doğruda yanında olmak değil midir?
-Dost olmak dostunun gözü aşktan kör olduğunda ona doğru yolu göstermektir Hüma.
Hüma yeniden hıçkırıyor.Sesi boğuk boğuk.
“Korkuyorum yalnış yapmaktan ama onu kaybetmekten daha çok korkuyorum Hazal.
…..

18.Bölüm

Annemin ve kız kardeşimin bir çukura koyulup üzerlerine toprak atıldığını gördüğümde 12 yaşındaydım.O yaşta kaderin varlığını heleki acı içindeyseniz idrak edemezsiniz ve kötü şeylerin sebeplerini yıkacak suçlular ararsınız.Bende öksüz kalışımı babama yıkıp günlerce odamdan çıkıp yemek yemedim.Evimize doktorlar ve psikologlar kamp kurmuşken babam bir akşam kolumdan sürükleye sürükleye beni bir has

tane odasına götürdü.Yatakta yatan tüm vucudu sargılar içinde uyuyan küçük kızı bana gösterip “o kızın ailesini öldüren ve onu bu hale sokanda benim!?bir haftadır hayati tehlikeyi atlatamadı ve o daha 7 yaşında…Zaten kahrımdan ölüyorum bide sen beni cezalandırma Onur…” Ogün babamı ilk defa benim gibi ağlarken görmüştüm.Sessizce yuzünü ıslatarak değil yere çöküp kafasını kollarına gömüp hıçkırarak. Hazal iyileşince bizimle yaşamaya başladıktan sonra babam bir daha ağlamadı.Bende sadece Hazal ağladığında ağlardım. Hazalı kardesimin yerine koymaktan öte sevdim ben.Kardeş kardestir.Ama Hazaaal hem kardeşim hem annem hem yoldaşım hemde geleceğimdi. Güçlü asabi gibi dursada bana karşı hep sevecendi.Okulda onla dalga geçenleri dövsede eve gelip ağlardı.Bende o susana kadar kapısının önünde beklerdim. Yıllar geçtikçe ona duyduğum sevginin içinde suçluluk hissininde olduğunu fark ettim.Biz ona ailesini borçluyduk.Ne kadar seversem seveyim sevgiyle bu borcun ödenmeyeceğini hep bildim. Birlikte sustuk,birlikte uyuduk,birlikte büyüdük. Onu sarıp kalbime sokmak kimsenin erişipte kıramayacağı bir yerde tutmak istedim. Cahil ergen zekam bana bunun aŞk olduğunu fısıldayınca kendimede Hazalada 1 yılı zehir ettim.O aşkı bağlılıktan yırt edebiliyordu ama ben edememiştim. ..ve Hazal gitti.Bir an kendimi annnemin ve kardeşimin öldüğü güne düşmüş buldum.Yine yalnız terk edilmiş. Insan olmanın güzel yönüde bu.Onsuz yaşayamam siye birşey yok diyor hayat.Belki yarım belki çeyrek bir şekilde hayat devam eder. VE kader kavrayabildikten sonra ne kadar güven veren bir kavram.Böyle olması gerekiyomuş dedim ama Hazalın güvenliği için onu hep izledim. Hazal eğer gitmemiş olsaydı onsuzda yaşayabiliceğimi hala anlayabilirmiydim bilmiyorum. Sonra kayra sayesinde Eceyle tanıştım.Güzel,hızlı ve heyecanlı.Nasıl öyle çabuk sarhoş oldum şaşıyorum.Nasıl hızlı başladıysa öyle hızlı bitti.Bir ay dolmadan kendimi zerre kadar aşk acısı çekmeden ayrılırken buldum. Tutkuyu aşkla bağlı sanma yanılgısından ayırmayı deneyimlemiş oldum en azindan.Onun dışında ece vakit kaybıydı. Kayrayı hangi olaydan sonra sık sık düşünür oldum tam emin değilim.O kısa etekleri giyip iddealı gülüşleri takındığından beri mi? Hayır eğer kayraya bu gözle bakmaya başladıysam gdrçekten berbat bi adam olmaya başlamış olmalıyım.Kayra’yı? o çekingen tatlı utangaç kayra’yı? Onu düşünürken hatta özlerken kendimi yakalamak tam bi kaos.Aklımı başka şeye yormak suçluluk ve boğucu berbatlık hissiyle savaşmak. Kendimle savaşım zor zannediyorken Kayranın beni öpmesiyle artık onu düşünmekle savaşamayacamı anladım. Sanki zaman dudakları benimkileri bulduğu zaman durdu.Gözlerine baktığımda kalbim ağzımdan fırlayıp önüme düşecekmiş gibi oldu.İçimdeki bastırılmış tüm o sevgi yıkılmış surlardan içime doldu. Hangi ara bu kadar büyüyebildi ki içimde.Ben Kayrayı içimdeki kuytulara ittikçe o kökmü saldı? Ben ne yapacağımı bilemez odadan balkona balkondan mutfağa dıssarıya çıkıp tekrar odama döndüğümde msjnı görüp beynimden vurulmuşa döndüm.Ben zor bela ondan hoşlandığı kabullenmek için kendimle savaşmışken o benimle dalga mı geçiyor? “benimle oynayıp aklımı kariştırmaya hakkın yok.”yazıp 10 dakika ekrana bakıp siliyorum. “artık seni tanıyamıyorum.Eski halini özledim.”bu hıç olmaz.Siliyorum. Sırtüstü uzanıyorum.Kayranın “senin dikkatini dağıtmak için yaptım diyen umursamaz yüzünü hayal eddiyorum.Uyuyamıyorum.Sağa dönüyorum sola dönüyorum.En sonunda kalkıp soğuk suyun altına oturup kafamın ydrine gelmesini umuyorum. Çıktığımda biraz daha iyiyim.Ayrıca bu meseleyi burada kapatmaya karalı.Tlfnu alıp Kayraya böyle bir şeyi bidaha yapmamasını yazıyorum. Onu sabah işe giderken görünce arabaya alıyorum.Meraba dışında konuşmuyoruz.Hem kızgın hemde aptal hissediyorum.Ya yüzümden ondan etkilendiğimi anlar diye suratına dahi bakmıyorum.ellerim terliyor,nefesim daraliyor.Durumum düşündüğümden de vahim. Ya duygularım birden biterse? Kayraya da eceye yaptığim gibi ayrılalım diyebilir miyim? Önce ne hissettiğimi tam anlamam şart. Hazalı almak için msj attığımda Buğrayla gideceğini söylüyor.Tabi ya artık benle dolaşmazda.Onun bi erkek arkadaşı var.Kayra aklıma bomba gibi düşünce Buğrayı aklımda tartamadım bile.Cidden iyi bir dikkkat dağıtma tekniğiyle burun buruna kalmasaydım benim burnumun dibinde Hazala aşık olmak neymiş sorardım. Aslında düşümüyorumda elbet Hazalı bir gün bir erkeğe emanet edecektim.Başkası olmasından sa Buğra olmasını tercih ederim sanırım.Tanıdığiniz birine güvenmek hep daha kolaydır. Bende Kayrayı aliyorum.Ne zamana kadar onu görmemezlikten gelebilirim ki hem? Bu defa o konuşmuyor.İyi istediği buysa benim işime gelir. -yalnız gitmemi kafana takip benle olmaya mecbur hissetme. diyor 5 dakika sonra. -ne zamandir senin sorumluluğunu almamdan rahatsız oluyosun diyorum.Eğer mesafeyi daha önce çektiyse bilmem gerek. -senin ilgilenmen gereken bi kız arkadaşın yok mu? sesi imalı ve iğneli. Onu almamı istemiyorsa ne diye itiraz etmedi de şimdi bana laf sokuyor. -ayrıldık. -niye ? ağzının içine düşerken pek bi hevesliydin? Ne yapmaya çalışıyo?beni kışkırtmaya mı? -evet sonra geçti ve bende bitirdim. Bir an söyleyecek birşey bulamamış gibi susuyor.ama kızgın suratına bakınca öfkeden olduğunu anliyorum. -ne şimdide terk ettiğim kızlar için mi azar işiticem senden?! -hak ediyosan seve seve!? -dün beni öperken kız arkadaşım umrunda değilmiş gibiydi ama?! Yüzü donuyor.Söylediğime pişman olmuyorum bir iki saniye.Ne diye laflı saldırıya geçti ki?.sanki durup dururken onu öpen ben mişim mağdur olup kafası karışan oymuş. Varana kadar tek kelime etmeyip kapiyı çarpıp beni beklemeden hızla içeri giriyor. . Bir masa bulup oturuyorum. Kayra gülümsemeye gayret gösterdiği belli bir suratla Hüma’nın teyzesiyle konuşuyor. Ona öyle söylediğim için pişmanım ama elimden bir şey gelmez artık. Ya da yanına gidip -beni öpmenden acayip hoşlandım. istediğin zaman öp çekinme -diyebilirim. Kendi iç sesimi dinlemek bile bani basit hissettiriyor.Kendi salaklığıma gülüyorum acı acı. Kayrayı 5 dakika gözden kaybedip bulunca –bulmaz olaydım- oluyorum. Yakışıklı bir zibidiyle gayet neşeli muhabbet ediyor. Adamın hareretle bir şeyler anlatan gözlerine ilgiyle bakıp ikisini de kahkahaya boğan cevaplar veriyor. Belli keyfi yerinde. Bozuluyorum.Bencilliğim üzerimde.Onlar muhabbeti uzattıkça daha da neşelendikçe ben boğulur gibi olup ayağa kalkıp yarım balkona atıyorum.Ellerimi yumruk yapıp sıktığımı anlamam bile gecikmiş. İçeri yeniden girdiğimde bu defa Hazalla göz göze geliyorum. Buğranın dibine girmiş.”Napıyosun”bakışım etkisini gecikmelide olsa gösterince gözümü Hazaldan alıyorum. İtiraf ediyorum Hazalı koruma güdümle kayraya hissettiğim şey karşılaşırsa sanırım birinin adı kıskançlık. Yeniden Kayraya dönüyorum.Başka birinin gözlerine bakıp gülmesine tahammülsüzlüğüm nerden geliyo?Ben nesiyim ki? Daha düne kadar ne hissettiğimi bile bilmiyodum. Duvarlar üzerime yürüyor sanki. Derin nefesler çekiyorum. Yok – bur da kalmak işkence.En iyisi gitmek. Mavi gözlü esmer bir kızla kapıda karşılaşıp ona çarpmaktan son anda sıyrılıp arabama atlıyorum.

17.Bölüm

Hüma üzerime tuttuğum 7. elbiseye yüzünü buruşturarak bakıyor.
-Of o ne Hazal.Öldürcen beni.
-Aman nesi var güzel işte.
-Annem bile o elbiseyi yaşlı işi bulur.
Tam 3 saat sonra Hümanın ve Arasın Aile büyüklerini sıkıcı muhabbetler eşliğinde koklaşacağı toplantıya katılacaz.Hümanın arkadaşları olarak rüküş olmamız çok ayıp olur :/.

Hüma sözde durumumuza el attı ama heyecandan kendi de ne istediğini bilmiyor.Kayraya simli gri derin dekolteli bir elbise seçti ama ben beğenmeyince yerine koydu.
Geldiğimizden beri Kayranın neşesi sönük.Yanına yanaşıp ne olduğunu sorunca “ Onurun onu yok saydığını kızgın olsa daha az acı çekeceğini söylüyor.Ne desem bilmiyorum.
Hüma elinde üstü pembe uzun eteği siyah bir elbiseyi bana uzatıyor.”Nasıl ?
Elinden alıp üzerime tutuyorum.Bu gün gördüğüm en güzel şey olduğu için olur diyorum.Hüma Kayraya simli elbiseyi yeniden veriyor.
”Sana çok yakışacağına eminim.
Kayrada fark etmez diyince Hüma memnun oluyor.Ve konuşa konuşa mağazadan çıkıyoruz.
“Bence şu an kafası karışık ve bu kafa karışıklığına sen neden olduğun için sana kızgın. Eminim geçecektir.”
Hümanın bakış açısı her zaman objektif olmasa da bu söyledikleri doğruymuş gibi geliyor.
Hümayı kuaföre 2 saat önceden yollayıp Biz yurda dönmek üzere otobüse biniyoruz.Pek konuşmadan.Kayrayla sessizliği paylaşmak hep iyi gelmiştir zaten.
Yol boyunca tlfnuma bakıyorum. Buğradan bi söz varmı diye.Ama hayalkırıklığıyla yerine bırakıyorum tlfnumu.
Birkaç saniye sonra ötüncede hevesle açıyorum ki.Bir hayal kırıklığı daha!
Onur “ Akşam 7de alırım sizi? Ok?”
“Gerek yok biz burdan Buğrayla çıkcaz.”
Eminm bozulcak bu msja ama napabilirim.Onurun gelip Buğrayla beni Arabasıyla alması daha komik geliyo kulağa.Gerçi Kayrada olcak yanımızda ama Kayranın varlığı Onurun rezalet çıkarmamasına garanti değil.Ben Onur kızıp cevap yazmaz sanıyorken yeni bir msj geliyor.
“Sen istersen onla git.Kayrayı ben alırım.”
Kaşlarımı kaldırıp şaşkın şaşkın gülerken Kayranın tlfnu ötüyor.
“Onur seni kaçta almamı istersin diyo?
“İyi,damsızda kalmadın.
“yaa ne dam ama .Beni yok sayarak nasıl eşim olmayı düşünüyo merak ediyorum.
…. Onurla Buğra meselesini henüz konuşmadık.Kayranın onu öpmesi nasıl bi etki yaptı bilmiyorum ama karşıma dikilip “Ne demek oluyo bu” demedi.Canıma minnet karışmaması.Ama cidden bana kızamayacak kadar sok yaşıyosa durumu vahim olmalı.
Saat 8 de Onur gelip Kayrayı alıyor.Onla göz göze gelince kızgından ziyade mahcup baktığını fark ediyorum.Öte yandan cidden Kayranın Onurun onu yok sayması konusunda haklı olduğunu görüyorum.Şaka gibi Kayranın yüzüne bakmamaya özen gösteriyor.
Kayrayla Onur gittikten yarım saat sonra Buğra msj atıyor.
“Kapıdayım.”
Elim ayağım hepsi birbirine dolanıyor.Aceleyle çantamı kapıp kapıya giderken ayağımı masanın kenarına çarpıyorum.Aynada kendi acıdan ekşimiş yüzüme bakıp aptal dedikten sonra kapıyı açıp Buğrayla yüz yüze geliyorum.Takım elbiseyle ne kadar mükemmel gözüktüğünü fark etmek işten değil.Birşey demeden bana bakıyor.
-siyah sana cidden yakışıyo bayıldım,diyorum.Salakça bir dürtüyle.
Ona bayıldığımı böyle dile getirmek zorundamıydım şimdi.Gülüyor.Yerin dibi aç kollarını sana geliyorum.Zaten ne zaman öyle gözlerini kaçırmadan bana baksa aptal aptal konuşmamı zor engelliyorum.Elektirik devresi yanmış sağa sola yalpalanan çim makinesi gibi hissediyorum kendimi.
-yanına yakışacak kadar değil ,diyor.Ağzı iyi laf yapıyo.)

Biz vardığımızda aile büyükleri Arasların büyük evlerinde büyük bir uğultuyla kaynaşıyorlardı.Cidden etrafa bakınınca Arasın kime benzediğini merak ediyorum.Tüm akrabaları gayet terbiyeli ve mütevazı duruyolar.
Kimse tarafında fark edilmeden Buğranın koluna girip köşe kenar bir masaya kadar da bırakmıyorum.Sonra pişman olup ne diye böyle yapışıyorum ki ona diye düşünüyorum.Aman ya ne yapacağımı kestiremiyorum.Aşk cidden akıl karı değil!
Atıştırmalıklardan bitane ağzıma atınca Buğrayla gözgöze geliyoruz.Bana bakarken bir şey yemek bile zor.Çiğnemeyi bırakıyorum.Halimi anlamış gibi gülüp başını çeviriyor.
-Yesene sende diyorum.
Sanki herkes benim gibi gelir gelmez bir şeyler tıkınmak zorundaymış gibi.Bana bakıyor tekrar.
-Heyecanlıyken yiyemem.
Arkadan 70li yıllara ait olduğunu tahmin ettiğim bir müzika başlıyor.e insanların çoğunun orta yaşın üstünde olduğu bir partideyseniz naftalin kokulu müzikler şaşırtıcı gelmemeli.
Buğra birşey söyleyince duyamayıp ona doğru eğiliyorum.Sanki sarf ettiği tek cümleyi bile kaçırmak israfmış gibi.
-…bu ilk resmi buluşmamız.
Sahi ya!
-Bende neden bu kadar elim ayağıma dolanıyo diyodum.
Buğra gülüyor yine.Ben gülüşüne yakın çekim bakarken onun Omuzunun üzerinden Onurla göz göze geliyorum.Yüzünde liseli kızını oğlanlarla gören baba bakışı var.Hiç tasfir etmediği belli.Haklı olabilir.Yüzümdeki aşk sarhoşluğunu yok edip arkama yaslanıyorum.
Hüma gelip beni görümcesiyle tanıştırmak içim alınca Buğrayı yalnız bırakıyorum.İçimden bir ses Onurla bir konuşma yapacaklar diyor.
Görümcesi beklediğimden genç,ışıl ışıl ve Hümanın hakkında herşeyi bilmeye bir hayli istekli.
!0 dakika sonra Kayrayı bulma umuduyla yanlarından ayrılıyorum.Onu fark etmek için tüm sarı saçlı başları bir bir inceledikten sonra koridorun sonunda genç bir delikanlıyla hayli neşeli muhabbet ederken buluyorum.En son bıraktığımda yüzü öyle asıktı ki şimdi keyfinden beni bile yaklaşıp önünde dikilene kadar fark etmiyor.
-Hazal.Bak bakalım tanıyabilecek misin.
Beni omuzlarımdan tutup yakışıklı çocuğun karşısına tutuyor.Sevimliye yakın düzgün yüz hatları ,küçük bir burun,kısılmış gülen samimi mavi gözler.evet bi filmde görmüş olabilirim belki.
-Hayır çıkararamadım ,diyorum düz bir suratla.
Kayra parmak uçlarına yükselip çocuğun alnana düşmüş saçlarını geriye atıyor.Komik onun yüzünü açmaya çalışırken sanki ateşini kontrol ediyor muş gibi.
“Napıyosun kızım” bakışı atıyorum ama hevesle tanımaya çalışmamı bekliyor.
Yakışıklının alnını görmek de işe yaramıyor.Başımı iki yana sallıyorum Kayra elini nihayet tanımadığım herifin alnından çekiyor.
-Peki sana ilk okulda sınıfın dahisi kimdi desem?
Ne alaka?
-Mete diye şişko bi tip.Hani hep senin yanında en önde otururdu.
Dank diyor.Yoksa bu mete mi;? Yok daha neler.
-Evet karşında duruyo.
Ağzım açılıyor şaşkınlıkla.Dilime gelenler boşluktan dökülüyor.
-Sivilcelerine,diş tellerine daha da önemlisi göbeğine ne olmuş?
Kayray la ikisi gülüyorlar.Mete elini uzatıyor.
-Onalardan kurtulalı bayağı oldu.Seni yeniden görmek güzel.
Elini sıkarken gülüyorum.Gerçekten adını öğrenince benzerliklerini fark etmeye başlıyorum.Ama nasıl bu kadar yakışıklı olmuş?Hayat ilginç.Küçükken doğal afet olduğunu sandığınız kişilerin büyüyünce nasıl birer afete dönüşeceklerini tahmin edemezsiniz.
Kayra ve evrim geçirmiş Mert eski günlere dalınca Buğranın yanına gitmek için yanlarından sıvışıyorum.
Karşıdan anıl gülerenk bana doğru geliyor.Iyy ne işi var burda.Abisinin sözünde olmasının nesi garipse?
Anılın önüne yaşlı teyzelerden birisi geçince göz temasını koparmamızdan yararlanıp yukarı çıkan merdivene dalıp kaçıyorum.Şimdi onu hiç çekemicem.
Merdiveni hızla çıkınca biraz nefes nefese kalıyorum.Biraz bekleyip aşağıya dönsem iyi olur.Sonuçta başkasının evinde yalnız dolanmak pek hoş birşey değil.Tam dönüp aşağıya inecekken aralık duran kapıdan içeri gözüm kayıyor.Kızın birini yapışmış öpen bi adam görüyorum.Panikle arkamı dönüp gidecekken içimdeki kötü his jetonumdan önce teşrif ediyor.Ve başımdan aşağı buz gibi sular dökülüyor.Hayır o değil.O değil. Emin olmak için tekrar arkamı dönüyorum.
Aras kızdan uzaklaşıyor.Ama kolları hala onun beline dolanmış.Ve o kızın Hüma olmadığına adım gibi eminim.
Çantamın sapı elimden kayarken onu tutmak için tek bir hamle dahi yapmıyorum.
…….

16.Bölüm

Fazla karmaşık duygulu bir pazar sabahı.Yarı uykulu kendime kızıyorum.Ne var bunda uyku kaçıracak?Fazla rahatladım heralde.
Ayağıma dolanan yorgana tekme atıp uyumaya çalışmaktan vaz geçiyorum.Sırtüstü kafamı yerine getirme çabasıyla huysuz huysuz uzanıyorum.
Dün akşam Hümanın tüm ailemi kendine hayran bırakan konuşmasından kesitler dolanıyor kulaklarımda.”Sadece zaman istiyorum sizden.Onun kalbini fethetmem için.Birbirimizi diretilmiş gibi görmenin ötesine yürüyebilmemiz için bağlantısız olmamız gerek.Mecburiyetsiz…”

Daha neler neler. Hatta koskoca dedemin yanında bana aşık olduğunu söyleyip kıpkırmızı kesilmişti. Bunu yüzüme bir iki defa söylemişti ama bu kadar büyüğün içinde ilk defa duymaktan beter oldum. Sanki herkes Hümadan kurtulma planlarımı yüzümden okuyormuş gibi “bu kızın kıymetini bil!” bakışları çullandı üzerime.
Geceden çıkarabildiğimiz en olumlu karar nişan adı altındaki toplantıyı iptal etmek yerine bunu aile büyüklerinin bir araya geleceği bir tanışma yemeğine çevirebilmek olmuştu.Olsun yinede kimse gecenin sonunda parmağıma bir yüzük takıp beni Hümanın kölesi haline getirmicekti sonuçta.
Ve işte en büyük itiraf- dün akşam Hüma öyle samimi öyle içten gözlerime bakıp “ kalbinde benim için kocaman bir yer hazırlasa iyi olur”derken korku, vicdan azabı, panik ve teslimiyetle karışık bir duygu selinde boğulur gibi oldum.
Ona önyargılı baktım = vicdan azabı.
Onu tanıdıkça daha da yanıldığımı anlarsam= korku.
Ya beni tavlarsa = panik.

Kollarımı esnete esnete kalkıp duş alıyorum. Kahvemi kupaya başaltıp tvnin karşına çöküyorum. Hoş içimden bir ses duygu karmaşasından evden dışarı çıkmadan kurtulamayacağımı söylesede kalıyorum olduğum yerde. Bir iki klip, önemli maçların tekrarları, tatil yerlerinden görüntüler. Tatil hayalleri kafamdaki gerekli gereksiz tüm şeyleri solluyor. Sımsıcak güneşin altında denizin sesi sanki kulaklarımda.
Kapı çalınca hayal kurmayı bırakıp ekrandan kimin geldiğine bakıyorum.Hüma.Kocaman suratını kameraya dayamış.Evimi öğrenip kapımın önünde kamp kurmasından bayağıdır korkuyordum aslında demek büyük gün bu gün müş.Otomatiğe basıp koltuğuma dönüyorum.Gözüm tv de adımlarını dinliyorum.Nasılda kendisi gibi yürüyüşü var.Sık sık kısa adımlar.Kafasının etrafı incelemek için bir o yana bir bu yana döndüğüne eminim.
-Günaydın – komşu :)
Başımı kaldırıp iriletilmiş gözlerimi gülen suratına dikiyorum.Komşu mu dedi O? Dibime girme çalışmaları başlamış desenize? Hiç vakit kaybetmeden benimde bezdirme operasyonuna başlamam lazım.Bir sıfır geride başladı karşılaşma ama olsun arayı kapatırım.
Ben umursamadan kanallar arası zaplarken Hüma elindeki komik süslü çantayla mutfağıma gidiyor.”Vaaaw yemek yapıyomusun bari?”
“Yemekle sadece tabağıma geldiğinde haşır neşir olurum”
Kızlar yemek yapan erkeklere bayılır derler.Yapamıyor olmak nasılda avantajım oldu.Elinde çeşit çesit kurabiye dolu bir tabakla yanıma oturuyor.
“Bende öyle .Çiğ domates görsem tanımam o derece.
Gülüyor.Ortak nokta buldu diye mutlu.Dur bakalım yeni başladım.
“Bence kız dediğin yemek yapmayı bilmeli. Benim için olmazsa olmaz.
“Gerçekten mi?
Yüzünde bir tedirginlik var.İşte böyle ideal tipim olamazsın tatlım.Zorken daha da zoru oynuyorum asla asla asla “never” ulaşamazsın bana.
“Öğrenirim olsun. Al sen tuzlulardan ye-
Tabaktaki çeşitlere göz gezdiriyorum.Kurdele fiyongu,kedi yada ayıya benzer bir kafa şeklinde,çiçek yıldız,sepet yumurta,ne ararsam çıkacakmış gibi.Simit şeklinde olanı alıp ağzıma atıyorum.Hümada reçele batırılmış yumurta şeklinde olanlarda alıyor.
Ben ekrana dalmak üzereyken reçelli dişlerini göstere göstere kahkaha atıyor.Bunu pürüzlüğümden değil gerçekten içten söylüyorum:
-Benim açımdan azıcık sempati almaya niyetin varsa en nefret ettiğim şey yemeğe bulanmış gülümsemedir bilesin.
Hemen kapatıyor ağzını ama gülmesi kıkırdamalarla devam ediyor.Onu tersledim.Azıcık moralinin bozulması gerekmez mi? Bu kız cidden beni umursuyor mu? Yoksa oyunmu oynuyor.
“Bu kurabiyeleri seçerken – “ elini kaldırıp yarısını az önce midesine indirdiği reçelli yumurtayı kaldırıp bana gösteriyor.”Şu kel kafa şeklinde ki kurabiyeden istiyorum dedim.”
Yeniden gülmeye başlıyor.
Bir iki defa o pastaneden alışveriş yapmıştım.Sahibi kafası açılmış kellenmiş adam gözümün önüne geliyor.Hüma kel kafa kurabiyesi istiyorum deyince adamın suratı ne hale gelmiştir kim bilir .Gülmeye başlıyorum.Kendimi durdurmaya çalıştıkça kahkaha çıkıyor ağzımdan.
.
Hümaya gözüm gidiyor.Gülmeyi bırakmış beni izliyor.aceleyle kahvemden içiyorum boğazıma kaçıyor.Bide öksürük çıktı başıma.Hüma sırtıma vuruyor.
Kahve fincanımı mutfağa taşırken peşimden geliyor.
-Napcaksın bu gün?
—Evde kalıp film izlicem.
-Aaa süper bende kalı-
—Arkadaşlarımla.
Lafı ağzına tıkıyorum ki bu gün yakamdan düşsün. Ama elimi tutup:
—O zaman millet gelmeden seni kaçırıyorum.
Ona uyuyorum. Garip normalde onu kolundan tutup kapı dışarı etmediğim için sinir küpü olmalıydım. Ama iyiyim.
Sözde beni kaçıran o ama benim istediğim bi kafeye gitmeyi kabul ediyor.Sahibi olan tuğçe yle 2 ay çıkmış,acayip kolay bir kız olduğunu fark edip onu bırakmıştım.İçinde bana karşı hala birşeyler olduğuna emin olmasam buraya getirmezdim Hümayı.Ve masaya oturup Tuğçeyle gözgöze gelince yanılmadığımı anlıyorum.Özlem,yanımdaki yerini doldurmuş kıza delici bakışlar,ve sahte bir gülümseme. Tuğçeye ondan sıkıldığımı açık açık söyleyip terk edeli 2 yıl olmuş olmalı.Ama daha dünmüş gibi manidar bir yüz karşılıyor beni. Kızlar cidden hiç unutmazlar mı ?
Tuğce topuklarını takırdata takırdata dibimize gelince,
-naber ,diyorum çekici olduğuna emin olduğum bir bakışla.Hüma durumdan şüphelendi sanırım bir bana bir Tuğçeye bakıyor.
Ayak üstü muhabbetimize Hüma katılmıyor.Menüyü inceliyor.O bakmayınca Tuğçenin çekilmezliği büyüyor gözümde ve Hümaya başka bir yere gitmeyi teklif ediyorum.Kabul ediyor.

Yürürken bir yandan da onun benden nefret etmesini sağlayacak işler planlıyorum.Yanımızdan geçen kızlara göz kırkıp aptallaşıyorum ama Hüma fark ettiğine dair bir belirti göstermiyor.Öğlen yemeği için samimi arkadaşlarımdan Murat’ın restoranına götürüyorum onu.Çaktırmadan kulağına çapkın olduğumdan hayırsızlığımdan bahset diyorum..İnsanın en yakın arkadaşının ağzından piçin teki olduğunu duyması ilginç doğrusu. Biraz abartıyor ama hiç yoktan iyidir.Hüma sanki tüm bunları şakaymış gibi gülerek dinliyor.Ve konuyu noktalamak ister gibi “ Hayatının kadınıyla tanışana kadar her erkeğin karanlık bir dönemi vardır dimi?”
Cidden şok ediyor beni.Hatta ödümü koparıyor!
Muratın restoranından çıkarken saat öğleden sonralarda.Hümayı yıldırmak yıldırıcı.Gün ışığında gözlerini kısarak yüzüme bakıyor.
“Yalancı.”
Neyi kastetti bilmeden “Ha şunu bileydin.diyorum.Küskün küskün dudaklarını büzüyor.
“Hala yalan söylüyosun.Eğer gerçekten çapkın olsan tüm kızlara sulanman gerekirdi.Bende dahil.”
“Tipim değilsin.
“Tamam demekki idealleri olan birisin.Tipin olmayan kızlara bakmamak da bir lükstür.
Valla deli ! çattım yaaa.Şoktan birşey diyemiyorum devam ediyor.
“Henüz beni sevmediğin için mesafelisin. Ve bu seni terbiyeli yapar. Çünkü bana saygı duyuyosun.”
“Hayır ben kendime saygı duyuyorum.
“Kendine saygısı olan insan insanlara da saygılıdır.Bu seni sevmeme yeter.Bana terk ettiğin kızları gösterip-olası sonumu hatırlatmana hiç gerek yok.Ve arkadaşlarına ne kadar kötü bir adam olduğunu söyletmene.”
Yüzüne bakıyorum.Bumu gerekli?Benden nefret etmesi için ona kendini değersiz mi hissettirmem gerekiyor?Kendisi kışkırttı beni.Elimi uzatıyorum.Temkinli bir bakışla parmak uçlarıma bakıyor.
“Kendi ellerinle kendi kalp kırıklığına yuva hazırladığının farkında mısın?”
Büyülenmiş gibi elime bakıyor.Elimi tutarken dilek dilermiş gibi bir an gözlerini yumuyor.Bu delimsi huzuru vicdan azabına benzer o duyguyu tetikliyor.Allahtan kızlar hakkında vicdanımı çabuk sustururum.
Niye en başından beri onu uzaklaştırmaya çalıştım ki?Ne zamandır sevip sevmemeyi umursuyorum? Tamam ilk bakışta çekmemiş olabilir beni hüma ama baktıkça güzelleştiği kesin.Zaten birisiyle gönül eğlendirmenin ölünesi güzellikle bir alakası yok.Kız olsun seksi olsun yeter.
Berbat çapkın bir adam mıyım? Belki. Ama benim bile kriterlerim var-dı. Bağlanmayacak eğlen ve yok ol.
‘Hüma ben yok olana kadar eğlenip ve benden bıksan iyi olur. Yoksa – sen bıkmasanda ben hayatından çıkacağım.Oluru yok.’diyorum içimden
Bir kaç defa daha el ele yürüdük ama ilkmiş gibi hissediyorum.Parmakları iyice ufaldı sanki elimin içinde.Ne kadar da kolay artık her şey gözümde.
“Nereye gidiyoruz?
“Seni Asude’yle tanıştırmaya.
“Arkadaşın mı ?
“Evet,öylede denebilir.
……

15.Bölüm

Kayra -Çöpüm ben.Teneke diplerinin rutubetine pisliğine layık bir çöp!
Lise yıllarımızda,düşünmeden hareket edenlere çöp derdik aramızda.Bir gün bu cümleyi kendim için uygun bulacağım hiç aklıma gelmezdi doğrusu.
-Saçmalama Kayra.Anlık bi şansı değerlendirdin sadece.Keyfini çıkar kendini suçlayacağına.

Tam hümadan beklenen teselli.Ah aptal ben.Onuru ne diye öptüm bu gün?!Sok içindeki suratı gözümün önünden gitmiyor.?Gerçekten sürtük olmaya başladım galiba.İnsan inandığı gibi yaşamayınca yaşadığı gibi inanmaya başlarmış.
Ya beni itip rezil etseydi iyice?Beni azarlasaydı .Sahi niye yapmadı?Tamam karşılık vermedi belki ama durdurmadı da.
-Kızlar beni atın. Büyük bir poşete koyup dışarıdaki çöpe atın!
—Abartma.
Hazal anlayışlı olma gayretinde ama gözlerinden iyimserlik mutluluk fışkırıyor.
-İyi yönden düşün.Eminim o da şuan seni düşünüyordur.
Beni düşündüğü kesin.Ama Basit bir kız olduğum hakkında.
-Zaten bi garip halleri vardı.Sanki seninle ilgili çelişkileri varmış gibi.Onu öperek işi hızlandırdın.
Kafam basmıyor.Resmen boş boş bakıyorum.Hüma açıklıyor Hazalın karmaşık gelen cümlesini.
-Arkadaşı mısın yoksa güzel bir kız mısın?
Hüma uzanıp telefonumu alıyor.
-Ne?
-Hiç bu konu hakkında konuşmadınız dimi?Ona yazcam.
-Ne dicen?
-Dikkatini dağıtmak için seni öptüm.
-Emin değilim Hüma.
-Ben eminim.Kendi hissettiklerini senin duygularını bilmeden önce ayıklasın.
Ama Hüma bu cevabı öyle uygun görüyor ki itiraz etmiyorum.Zaten başka ne dicektim?Aşık olmamdan başka mantığa sığar bir açıklamam malesef yok.
Pijamalarımızı giyiyoruz.Hala Onurdan cevap yok.Beklemiyorum birşey yazmasını gerçi.Çünkü bilirim önemli şeyleri msj yazarak söylemez.Hatta tlfla konuşmayı dahi sevmez.Cevap yazmaması demek yarın olası bi buluşma ve neler duyacağımı bilmemek demek.
Hazal Buğrayla olanları üstten anlatıyor.Hüma ayrıntı için ısrar özel deyip gülüyor.
-Öpüştünüz mü?
Hazal gözlerini yoo demek ister gibi açıyor . yüzü kızarık:)
-Nasıldı?Şefkatli?Özlem dolu?Ateşli? hangisi?
Hazalın alnı kırışıyor.Öpüşme çeşitleri hakkında ilk defa kafa yoruyor gibi bir hali var.Yüzü kırışıyor.Ben gülüyorum. Kızıyor.Sanırım gülmem moralimin iyileştiğini haber veriyor Hümaya.
-Senin kinin bir çeşidi var mı merak ediyorum.
-Tek taraflı rezalet ,diyorum gözlerimi devirirken.Toplu kahkahalarımızın öncesinde.
Hüma hiç bir utanma belirtisi göstermeden :
-Eğer ben bi gün Arası öpersem-
Hazal bölüyor:-öptürürse-
Hüma aldırmadan devam ediyor.
-Bizimki ateşli olcak.
Hazalla gözgöze geliyoruz.İkimizdede “gereksiz hayaller”bakışı var.Anında aynı şeyleri düşünmek ne güzel.:)
Sonra Hüma kafasında bir ağrı başgöstermiş gibi ciddileşip nişanın olmayacağını söylüyor.Hemde bunu kendisi teklif etmiş.Galiba akıl sağlığı yerinde değil.Kafayı ona nasıl taktığını bilmesem cidden evlenmekten korkuyor sanırdım.Ama hayır gerçekten ona aşık.Resmen Arasın hayatından çıkması riskini göze alıp onunla anlaşma yapmış.İlk defa onu bir şeye ciddi ciddi kafa yorarken,risk alırken görüyorum.Benim tanıdığım Hüma sevdiği şeyleri asla riske sokmaz.Oyunu bırakır kuralları yıkar ama kaybetmeyi göze almaz.
Hayatın garip yanı bu. İnsanları gerçekten kaç yıldır tanıyor olursanız olun aklından geçenleri onu neyin nereden etkileyeceğini kestiremezsiniz.Ve doğru insanı-gerçek aşk demek benim için-bulduğunuzda siz istesenizde gitmesine izin veremezsiniz.
Saat gecenin 2’si.Tek uyuyamayan ben değilim Hazalda Hümada kıpırdanıp duruyorlar.Bazen dostlarınızla gecenin sessizliğini paylaşmak bile iyi gelir.
Telefonumun mesaj sesi bomba etkisi yaratıyor.Hazal ve Hüma başlarını kaldırıyorlar.Msj Onurdan.Yutkunup sesli okuyorum.
“Sakın bir daha aynı şeyi yapma…
…..
 

13.Bölüm

Hazal…

Gözümü Buğranın yatağında açtığımdan beri 2 hafta geçti.Düşüncesi bile saçlarımı yolma isteği uyandırıyor.Hala etkisinden çıkabilmiş değilim.Cesaret edipte Buğraya tam olarak olanları soramadım.Kesinlikle neyin olmadığını bilsem de ne olduğunu bilmiyorum.

 Buğrayı artık çok az görüyorum.Okulu bırakmış olmasına caba yutta da çok az karşılaşıyoruz.Nasıl yoğun bi iş temposu var şaşıyorum.Bazen benden bilerek kaçıyormuş gibi saçma sapan korkulara kapılıyorum.

Onu gördüğüm kısa anlar kalp çarpıntısıyla uçup gidince geriye kalan onca zaman onu özlemek kalıyor.Hemde nasıl bi özlemek.Heryerde ona dair bir şeyler var.Oturduğu sandalye,yürüdüğü yol,güldüğü yer,kampüs fakülte hastane heryer onun boşluğundan geri kalanlarla dolu.İtiraf ediyorum döner umudumu kaybettiğim onu fakültede göremeyişimin 4.gününde bende bırakmak istedim.Ama yapamadım.

En kıymetini bilmediğim bakışının bile hasretini çeker oldum.Okula gitme saatimden bir saat erken kalkıp kafeteryada oyalanıyorum.Sırf onu görebilmek için.Onu yakalayabildiğim ender zamanlarda çabucak bir şeyler yiyip ayak üstü nasıl olduğumu sorup koşa koşa gidiyor.Kalbim kapıda bekletilen bir misafir gibi üzgün.

Bakışındaki sevgiyi görmesem çekip giderdim deliresi aşkın eşiğinden.Ona güveniyorum.O yüzden sormadan sorgulamadan onu özleyerek iyi olmasını umuyorum.

Bir ayrı sorunumda derslerim.İnsan aşık olunca aklı havada olur derlerdi de inanmazdı.Önceden iki defa okuduğum terimleri ezberlemek için en az 10 lamam gerekiyor.Bu iyi değil ! bu hiç iyi değil ! Zaten ne zamandır boşlamıştım dersleri iyice sıkıntıda kalmaktan korkuyorum.Fakülteyi çekilmez yapan bir diğer şeyde Hakanı görmek.Buğrayı göremiyor olmanın vebalini ona yükleyerek nefretimi ekiyorum bakışlarıma.Birinden nefret etmek ne yorucu bir şeymiş sahi.

3 Gün önce ”22:30″ civarı kafam cızırdayarak tesislere girerken,hemen şimdi Buğrayı göremezsem iki adım daha atamayacak mışım gibi aşık bir dürtüye teslim olup kendimi Buğranın odasının kapısını önünde buldum.Bütün gün hastane okul arasında koşuşturup limitini tüketmiş bacaklarımla dakikalarca ayakta dikildim.Kapıyı çalamadım.Onu rahatsız etmekten mi çekindim yoksa bu ilk bir erkeğin kapısına gitmiş olmakdan gururum mu direndi emin değilim.

Sonra çantamı kucağıma alıp kapıya sırtımı dayayıp yere çömeldim.Bupğranın içerde uyuduğunu iyi olduğunu düşünmek bile gülümsetti beni.Bir sevgiliyi kucaklar gibi sarıldım çantama ve başımı yasladım omzunun provasına.

Ne kadar geçti anlayamadan kulağıma çalınan bir çift sesle irkilir başımı kaldırınca uyuşmuş ayaklarım kaydı ve popom yeri öptü.

Buğra ve oda arkadaşı Barış denen çocuk 3 metre önümde bana bakıyorlardı.Nasıl salak gibi Buğranın içerde uyuduğunu düşünebildim?Daha işten şimdi mi çıkmış?

Buğranın yüzündeki şefkat dolu bakışı hatırlayınca hala utanıyorum.Aslında Barış yüzünde bilmiş bir sırıtmayla “Ben biraz hava alayım,deyip gitmese ve bende kalkmaya çalışırken tekrar yere yığılmasaydım bir yalan uydurup  burdan sıvışabilirdim.Artık yapacak bir şey oyk.

Buğra elini uzatıp bana kalkmam için yardım ederken yorgun görüntüsüne yakından şahitlik ettim.

“Gidip uyusan iyi olur,diyorum.Buğra’nın “seni seviyorum”diyen bakışına cevaben.Kendimi süzme salak hissettiğim anlardan birini geçiriyordum.Halbuki onu özlediğimi onun için endişelendiğimi hatta biraz cesaretimi toplayabilirsem onu sevdiğimi söyleyecektim.

Ben elimi ayağımı yeni kullanmayı öğreniyormuş gibi abuk subuk yalpalayarak giderken Buğra kolumdan tutup beni çekti ve sarıldı.Sarılmalar iki kalbi en çok yakınlaştıran şeylerdir:)hem fiziksel hem duygusal.Galiba o yüzden o an birlikte nefes alıyormuş ikimizde vücuduna tek bir kalp hizmet ediyormuş gibi hissettim.Birde ben kendimi kuru göz diye bilirdim ama bir ağlama isteği soluk boruma dayandı.Yumruk olmuş ellerimi Buğranın sırtında birleştirdim.

“Seni görmeyi çok istediğimi nasıl tahmin ettin?diyor ayrılırken.O bırakmasa ben saatlerce öyle dururdum.

Konuşamadım yüzüne baktığım için ama nasıl olduysa kocaman gülümsedim.

Otobüsün camına yaslanmış yüzümde hülyalı bir gülümseme var.İçim sabah güneşinden bile sıcak.Buğranın 3 gün önceki sarılışını kafamın içinde sanki sonsuzmuş gibi uzatıp duruyorum.Son iki gündür onu toplam 5 dakika bile görmemişimdir ama hayal gücüm sayesinde mus mutluyum.

Hümanın bu hafta sonu nışanlısı olacak herifle tanışma toplantısına gidiyorum.Hüma onun arkadaş grubumuza girmesini istiyor.Olabilir niye olmasın iyi biri olması tek temennimiz.Hümayı ona emanet edip edemeyeceğimizi henüz düşünmek istemiyoruz Kayrayla.Sanki bu evlilik işi şakaymışta birinin çıkıp kameraya el sallayın demesini bekliyoruz.

Buluşacağımız kafeye girince burayı niye daha önce kaşfetmemişiz ? diyorum..Sanırım ilk gelen benim.Tanıdık kimse yok.Pencereyi karşıma alacak şekilde oturuyorum.Bana doğru yaklaşmakta olan garson son anda  karar değiştirmiş gibi gerisin geri kaçıyor.Kafamı takmıyorum.Bir şey unutmuştur çişi gelmiştir falan.Kime ne zaten arkadaşlarım gelmeden bir şey almayacaktım.

…..

Onur..

Buluşacağımız kafeye yürüyerek gitmek için arabamı park ediyorum. Normalde yalnız yürümeyi sevmem ama sanki Kayrayla karşılaşacağımı sezmiş gibi yadırgamadım.

Gülüşünü ezbere bilmiyor olsam onu tanımaya bilirdim.Sarışın Kayraya hala alışamadım.Her gördüğümde daha çok beğensem de yadırgıyorum.Aslında yadırgadığım şey onunla birlikte bende de olan değişim.

Böyle saçını boyatıp iddealı kıyafetler giymeden önce O nu hep onu tanıdığım 16 yaşındaki kız zannediyordum.

Ama artık ona bakınca her saniye daha da güzelleşen dik başlı kendine güvenen bir kız var.

Gülümseyerek yaklaşıyor. Her zamanki gibi “Naber sıska, diyip elini omzuna atacak ken bir çelişkiye kurban gidip kararsız kalıyorum.Ne yapacağımı bilemeden öylece dikiliyorum.

-Ne oldu yüzümde bir şey mi var,diyor Kayra eliyle yüzünü yoklayarak.

Bön bön onu izliyor olduğumu fark edip başımı gideceğimiz yöne çeviriyorum.Ne ara böyle aptal bir şeye dönüştüm ben?

-Ne olabilir çirkin bir surat işte.

-İltifat ettiğini varsayıyorum diyor koluma girerken.

Dar kıyafetlerine metalci takılarına yüksek topuklu ayakkabılarına kadar Kayradaki değişim fizikselden öte.Özgüveni herşeyi tavan yapmış durumda.Espiri yapıyor,kahkaha atıyor,eleştiriyor.Fikirlerini korkmadan cesurca söyleyip rest çekebiliyor.Bunların nesi garip diyor olabilirsiniz.Ama Eğer bunları yapan Kayra’ysa garip!O öyle değildi.Sessiz sakin kendi halinde utangaç bir kızdı.

 Yanından geçtiğimiz erkekli bir gurup Kayrayı beğeniyle süzerken oda onlara gülümsüyor.Değişik hissediyorum.

Sakın şimdi kaç senelik arkadaşımdan hoşlanmaya başladığımı sanmayın! Hayır hayır..Sadece ne kadar güzel olduğunu biraz geç fark ettim.Onun şokunu atlatmaya çalışıyorum.

Onur ve Kayra gelince tek başıma idare ettiğim sukuneti bozmaya çalışırken değişik bir durum seziyorum.Onur ilk defa bu kadar çok Kayraya bakıyor.Kayra da elinden geldiğince ona bakmıyor.Nolmuş bunlara.Dünya tersine mi döndü?

Hüma yanında biri Aras diğeri tanıdık gelen bir tiple girince aklım dağılıyor.Birilerini tanımaya çalışmak hep zevkli gelmiştir bana ama çocuğu daha önce nerde gördüğümü hatırlayınca keyiflenmeye değmiyeceğini idrak ediyorum.Vel hasıl bu çocuk ingiltere okuduğum zamanlarda tanıdığım zibidinin teki.Nolur bundan sonra sık sık görüşeceğimiz bir yakını çıkmasın enişte beyimizin.

Hüma pürneşe tanıştırıyor

-Kayra,Onur,Hazal…

-Aras’ı tanıyosunuz zaten.Buda kardeşi Anıl.

Eyyy kardeşi çıktı iyi mi? Sanırım oda beni tanıdı.

-Görüşmeyeli nasılsın ?

Seve seve hatırlamıyormuş gibi yapardım ama hiç kendini hatırlatmaya çalışmasına dayanacak halim yok.Gülümsüyorum.

-İyi .sen ?

Onur atlıyor.Kayradan gözünü alabildi demek :)

-Nerden tanışıyosunuz?

Bay soğuk nevale Aras ta dahil herkesin gözü bizde.Anıl cevaplıyor.

-İngilterede aynı türk apartmanında kalıyoduk.Komşuyduk yani.Dar kıyafetleri üçgen vucudu,dikili saçlarıyla süper kahraman dublörlerine benziyor hala.Hiç değişmemiş.Zaman geçerken vitrindeki mankenler gibi kayıtsız dikilmiş.

Onur çocuğun tipinin nesini sevdi bilmiyorum  ama direk ona sorular sorup komik laflar ediyor.Acaba yanlış mı anladı.Hümanın nışanlancağı çocuk öbürü demek istiyorum.Neyse Hüma ve Kayra çaprazımda aşk meselerinden konuşurken takındıkları ifadeleriyle fısırdaşıyorlar.Konuşanları izleyen bir ben birde Aras.Garson kızın biri gelip siparişlerimizi alıyor.

Etrafı inceliyormuş gibi yaparken Hüma bunun nesine vuruldu acaba diye düşünüyorum ona bakmadan..Güler yüz en ufak bir sempati zırnığı yok adamda.Tamam karizmatik olabilir ama çok geçici bi şatafat bence.Esas olan samimiyet ki bu adam ciddi aşka surat asan zamparalara benziyor .

Boş dolanan gözlerime içeriye giren bir grup liseli kız takılıyor.Etek boyları yok denebilir.Popo altı.Birbirlerini itekleyerek  bir masayı kuşatıyorlar.Kılık değiştirmiş bir film yıldızını arar gibi bir halleri var.Bizde lisedeyken böyle salakça kikirdermiydik merak ediyorum.Tabiki de hayır ! cevap kolay.

-Bakar mısınız ,diyor bir tanesi cilveli cilveli.Diğerleri tikleri varmış gibi gülüyor.

İçeriden esmer ,uzun ,yakışıklı bir garson çıkageliyor.Kalbim üzerine top düşmüş havuz gibi dalgalanıyor.

!!! Beyaz garson gömlegi,siyah önlüğüyle.

Buğra !

Ağzım şaşkınlıkla açılıyor.Burda mı çalışıyor!Bu çikirdek  liseli mekanında!BEnim yüzüme sıcak basarken Buğra kızlara gülümseyerek “ne alırdınız diyor.Siparişleri yazarken göz göze geliyoruz.Uzun zaman dır ilk defa ifadesiz halini görüyorum.Zaten 2-3 saniye sonra içeri gidip gözden kayboluyor.

Sesimi çıkartmadan önüme dönüyorum.İlk oturduğumda bana doğru gelirken geri kaçan da Buğraydı  o zaman! Müstakbel eniştemiz Arasın bakışları üzerimde.Sanırım Buğraya baktığımı görmüş.

-Tanıyormusun ,diyor.Sesi filmlerdeki kendini beğenmiş dedektifler gibi çıkıyor.

Ne diyeceğimi bilemiyorum.Eğer Buğra onu böyle görmemden rahatsız olduysa görmemezlikten mi gelmeliyim?

-Hayır.

Bu söylediğime pişman olmam uzun sürmüyor.Çünkü birkaç dakika sonra Buğra elinde bizim siparişlerimizle başımızda dikiliyor.

-Afiyet olsun.

Dönüp  herkes ona şaşkınlıkla bakınca ekliyor.”meraba.” Yüzünde rahat bir gülümseme var.içim ferahlıyor.

-Buğra burada mı çalışıyosun ? Onur şok içinde doğal olarak.

-Ama tıp? Kayra bana bakıyor.Niye söylemedin diyor bakışları.

-Bıraktım.

-Yaaa.

Herkes içeceklerini alırken Buğrayla yeniden göz göze geliyoruz.Tedirgin tebessüm ediyorum.Oda aynı ifadeyi iade ediyor bana.

-Bize katılsana biraz eğer sorun olmaz sa?

Bu cümleyi ona borçluyum galiba :)Onur destekliyor.

-Evet süper olur.( Minnettarım yüzündeki hevese Onur )

-Mesaim birazdan bitiyo zaten.

Onur ayak üstü masadaki iki yabancıyı Buğraya tanıtıyor.

-Bu Aras,Hümanın sevgilisi.Buda Anıl,Arasın kardeşi.

-Buğra-hem aile dostumuz hem de hazalın fakülteden arkadaşı.

Birbirlerinin ellerini sıkıyorlar.Aras ,bana bakarak o kahrolası cüleyi kuruyor.

-Az önce onu tanımadığını söyledin?

Manyak mı bu adam?!Ne halt yemeye yüzüme vuruyor ki? Buğrayla göz gözeyiz.Yüzündeki maskenin ardını göremiyorum.Gülümsüyor.

-Aynı fakültede olmasakta arkadaşız dimi ? diyor.

Ben cevap vermeden yan masadaki liseliler Buğraya sesleniyor.

-Bakar mısınız ? Buğra gülerek yanlarına gidip ne istediklerine bakıyor.Seslerini duyabiliyorum.”Bu pasta nın kreması çok çikolatalı sade alabilir miyiz?”

Kremada boğmak istediğim liseli şımarıklar sevdiğim çocuğa kur yapıyorlar!Onun müşteriye olan saygısını kötüye kullanıp ilgilerine kurban ediyorlar.Çocukça bir dürtüyle gidip onları dışarı kovalamak ,hıncımı alıncaya kadar tekmelemek ve Buğraya yaklaşırlarsa onları elektrik tellerine kuş yemi diye bağlamakla tehdit etmek istiyorum.Ama yerimden kalkmamı engelliyor uygar dünya.

Herşey yeterince kötü gitmiyormuş gibi Anıl benimde dahil olduğum saçma sapan anılarını anlatıyor.Şuan onu dövebilirim !Buğra muhabbetin can çıkaran kısmında gruba dahil oluyor.Sol çaprazımdaki sandalyede  Hümayla Onurun arasında.

-Bu kızın hiç doğru düzgün güldüğünü görmek için 5 ay uğraşmam gerekti!İnsanları yok saymakta bir numara!

Hüma müstakbel kayın biraderinin dalgalı ses tonuna kahkahayı patlatıyor.Aman ne komik ! Bunu acısını ondan da sorcam.Anılın gaza hiç ihtiyacı yoktu.Ama sağ olsun kayrada gülüyor.

-Adın ne -git başımdan !.Nerelisin-git başımdan!.Sevgilin varmı -git başımdan.

Yine gülüyor Onur Kayra Hüma 3 lüsü.Bu muhabbetten keyif almayan ben Buğra ve Aras.

Onur gülerken uzanıp yanağımı sıkıyor.”Huysuz şirinim benim.”Kafamı geri çekip Onurun kıskaç gibi parmaklarından kurtarıyorum yüzümü.Buğranın bakışları üzerimde.Ama cesaret edip yüzüne bakamıyorum nedense.

-Bir yılın sonunda merabalaşma faslına geçtik ve o fasılda kaldık.

Milleti güldürmek için beni malzeme yapıyo resmen.Sırf bu Anıl la bir daha karşılaşmamak için bile isterim Hümanın bu delini Abisiyle evlenmemesini.

Hüma Arasla birlikte nışan için elbise alacaklarını söyleyip kalkıyorlar.Benim salak Onurum sen otur diye teklıf sunuyor şapşal parti adamına.Anıl bizle kalıyor.Kabus daha bitmedi yani.

Tam Buğrayla yeniden gözgöze gelmişken Anıl bana sesleniyor.

-Hazal?

Bozuntu.Ne istiyor şimdi.

-Erkek arkadaşın var mı ?

-Sana ne? diyorum.Ohh insanın içinden geçeni söylemesi gibi si yok inanın.Ama Anıl keyifle gülüp kursağımı kalınmaya müsait kılıyor.

-Yok dimi?

Ben cevap vermemeye hazırken Kayra “yok,diyor! Galiba sırtımdan vuruldum.Kaşlarımı çatıp Kayraya bakıyorum.Bir bildiği varmış gibi göz kırpıyor.

-Gerçekten yok mu ?

Gözlerimi deviriyorum.Çattım yaaa.

-Benimle çıkarmısın?,

Kimin bedduasının haberiydi bu kaçık burda beni buldu bilmiyorum.Buğraya gözüm kayıyor.Başını sabrı taştı taşacakmış gibi cama doğru çevirmiş.

-Sevgilim yok evet.

Buğra da dahil herkesin başı bana dönüyor.Madem başladım devam etmeliyim.”Ama sevdiğim biri var.”

-Yaaa,Mert cidden çok iyi hayal kırıklığı rolü kesiyor.Tam parti adamı.

Yan masadaki kızlar başımızda dikilip Buğraya bakıyorlar.İyyyyy !!!!.Bide Buğra onları gülerek uğurluyor! 

-Yine bekleriz..

Cidden onları tekrar görmeyi umuyor mu ?İçimde küfür dolu bir kazan kaynıyor.Kızlar arkalarına baka baka giderken Buğra tam teşkilat gülümseyip el sallıyor.

Anıl dikkatimi dağıtıyor yine.

-Hadi bir resim çekilelim.İnternete yüklerim Emma merak ediyodu seni.

-Olur.

Bu oluru dememde Buğranın o kızlara gösterdiği samımıyetin payı var bilesiniz.

Mert tlfnunu Onura verip yanımdaki sandalyeye neşeyle zıplıyor.Onur karşımızda hazır olmamızı beklerken Anılda iyice yaklaşıp elini omuzuma atıyor.

-Çek o elini! diyor Buğra.Sandalyesinde gayet rahat oturan bir halde dursa da sesindeki tehtit sezilmeyecek gibi değil.Herkes donup kalıyor.Buğra ayağa kalkarken gözlerini elini hala omuzumdan çekmemiş olan Anıla bakıyor.

-Sana hemen elini sevgilimin omuzundan çekmeni söyledim!

Mert geçte olsa elini çekip bana bakıyor.O umrumda değil.Beni asıl korkutan şey yüzünün şekli bozulmaya başlayan Onur.

-Ne dedi o?,diyor bana bakarak.”Sevgilim mi dedi?”

Kayrayla aynı anda ayağa kalkıyoruz.Onur daha uzun boylu ve yapılı.Buğranın ondan dayak yemesi işten bile değil.Öyle bir şey olursa kendimi asla affetmem.

Onur ağır adımlarla Buğraya doğru ilerlerken Kayra önüne geçip eliyle yakasını tutuyor.Bir an Onura kafa atacak sanıyorum ama parmaklarının üzerine zarifçe yükselip dudaklarını onunkilere bastırıyor.

Apışıp kalıyorum.Onurun kocaman açılmış gözlerine mi gülsem manyakça sırıtan Anıla mı gülsem yoksa anne babasını uygunsuz yakalayan çocuklar gibi şaşkın bakan Buğraya mı gülsem bilemiyorum.

İçimden geleni yapıp Buğranın elini tutup onu peşim sıra sürüklüyorum.Zor olmuyor.Sanki oda benimle el ele koşmayı bekliyormuş bir adımlarıma yetişiyor.

Kafeden çıkıp koşarak işlek caddeyi aşıyoruz.Gülmemi koyu veriyorum.Buğra dönüp bana bakıyor.Yüzünde kocaman bir gülümseme var.Kendimi ,romantik komedi filminin finalinde sevdiği adamı düğününden kaçıran deli aşıklar gibi hissediyorum.Güneşin battığı yere doğru koşarken dönüp dönüp Buğraya bakıyorum.Mutluluk dolu bir bağırma çıkıyor ağızlarımızdan Tek bir sesmiş gibi.

….

12.Bölüm

      ….Aras….

Sadece  düşünecek bir sürü şeyi olan adamların mı gözleri dalar?Hayır.Kafam anormal derece boşmuş gibi hissetmeme rağmen görevli kızın 3. kez “beyefendi ?” demesiyle kendime geliyorum.

-Şifrenizi girer misiniz?”

Tuşların “dııt dıt dııt” sesi bile boş zihnimde yankılanıyor.Poşeti teslim alıp merdivenlere yöneliyorum.Sanki ne aldığımı unutmuş gibi hatırlamak için içine göz atıyorum.Bir yığın çikolata dolu.

Asude’yi görmeye gidiyorum.Kalbime bu aralar sık uğrayan sıkıntı yerleşiyor yine.Halbuki Önceden Asude’yi görmek demek mutluluk demekti.Şimdi attığım her adım ona son kez gidişim olabilir.Yol ayrımındayız.Vereceği cevap beni Bir hafta içinde nişanlı bir adam yapabilir.

Babamın iş ortaklığı adına Hüma denen prenses bozması bir kızla evliliğe mahkum edilmenin arefesindeyim.Şimdiye dek bir istediğimi iki etmeyen babamın bu evlilik benden ilk ciddi isteği.Hayır demek için bir sebebim yok.Ama Asude bana evet demiş olsaydı,elimi tutsaydı ” baba biz birbirimizi seviyoruz evlenemem başkasıyla” diyebilseydim…

Pasıjın içinden çıkıp  dışarıya çıkınca yolun karşısında duran Hümayı görüyorum.Şaşırıyorum.Bu kız hep olmadık yerlerde beklemediğim zamanlarda karşıma çıkmak zorunda mı ?Ve o gereksiz içten gülümsemesi !Son iki haftadır ben ona surat asmaktan yoruldum ama böyle gülümsemekten yorulmadı.

-Ne arıyosun burada?

Sesim doğal bir bezginlik fıçıcığı.Ama o sanki ona sarılarak onu kucaklamışım gibi mutlu.

-Seni görmek istedim.Gördüm ve gidiyorum.

Gerçekten de gidiyor.Yine beni şaşırtıyor işte .Ya deli ya saf yada erkekleri tavlamada usta.Bu yöntem kaç erkekte işe yaramış bilmiyorum ama bende işe yaramıcak,diyorum aksi yönde ilerlerken.O kızda garip bir şeyler var.Normalde insanları kırmayı umursamam ama ona surat asınca vicdanım sızlıyor.Hem çocuksu hem samimi.Sanki ömrü hiç bitmeyen bir prenseslik provası yaparak geçmiş.Aklı başından en az bir metre havada.Sorsan bende hoşlanıyor.Gerçekten oyun oynuyor gibi.Aşk öyle kolay ağza alınacak bir şey değil.

Benim Asudeye açılmam 1 yılımı aldı.Gerçi söylemeden de biliyordu.O bana hiç açılmadı ama bende onun beni sevdiğini sanıyorum.İtiraf etmemesi zerre kadar yavaşlatmadı beni.Sanki ömrümüz birbirimizi konuşmadan anlayarak geçebilecekmiş gibi.Adı konulmamış bu bağlılık bir ömer bizem olarak kalacak mış gibi.

Asudenin öğretmenlik yaptığı kreşin önüne geliyorum.Bir yığın çocuğun uğultusu bir ağızdan çıkan en büyük çığlıklara bedel inanın.Arı sürüsü korosu gibi etrafıma üşüşüyorlar.Beni sevdiklerinden ziyade çikolatalar için.Pek sık gülümseyen bir adam değilimdir.Ve bilirsiniz çocuklar için gülümsemeyen adamlar kötü adamdır.

-Öğretmeniniz içerde mi ? diyorum.Acemi şımarıklar korosu gibi bir ağızdan cikliyorlar.”Eveeeeeet.”

Asudenin odasını tıklayıp içeri giriyoum.İçerde değil.Aynı anda tlfnum ötüyor.Asude msj atmış.”Yandaki kafedeyim “

Geldiğimi nasıl anladı bilmiyorum ama umrumda da değil.Hissetmiş olabileceğini düşünmek beni mutlu ediyor.Arka kapıdan çıkıp işlek caddenin karşısına geçerken dışarda oturmuş  bana bakıyor.Ona evlilik planlarımdan bahsetdeli 1 hafta oldu ama sanki bizim evlilik planımızmış gibi mutlu.

-Bu gün gelmezsin sanıyordum ,diyor.Nede olsa müstakbel nişanlıyım dimi.

Birşey söylemiyorum.Neşesi sinirimi bozmaya yetti de arttı.Masada iki porsiyon sandivic var biri benim sevdiğim gibi.Beni 

karşılamama cümlesi anlamsızlaşıyor.Ben yemiyorum ama o havadan sudan bahsederee yemeğini yiyor.Kreşteki küçüklerden birinin temizlik hastası olan annesiyle girdiği komik bir konuşmayı  anlatıyor.Biraz daha dayanamıyorum

-Seni kaçırırdım,diyorum kırgın ve umutsuz.Anlamamış gibi yüzüme bakıyor.Açıklıyorum”Eğer sen başkasıyla nişanlanacak olsaydın.”

-Özür dilerim seni kaçıracak cesaretim yok.Baban beni öldürür.

Gülüyor!Dilirmemek işten değil.Yılmıyorum uzanıp elini avuçluyorum
Elini çekiyor avucumdan.Yüzü biraz olsun ciddi nihayet

.-Sen elimi tut ben ikimizi de alıp kaçarım.

-Evlenmek istemiyosan evlenme.Benden birşey duymaya ihtiyacın yok.

-Evet var!,bağırıyorum elimde değil.”Babama karşı çıkmam için yanımda olman gerekiyor.

Birşey söylemiyor.Gözleri gözlerimde.Keşke kafasının içinde neler olup bittiğini bilebilseydim.

-Sen başka birisiyle evlenince ben seni sevmeyi bırakmıcam ki.Yine görüşürüz.

Duyduklarıma inanamıyorum.Ellerim öfkeden seğiriyor.

-Eğer evlenirsem bir daha seni asla görmem!

Bu cümleyi kurarken bile Hüma’yla evlenmekten deli gibi korkuyorum.

-Senin seçiminse ben razıyım.

-Benim mi ! senin yüzünden olcak ne olursa! Onunla beni bir ömür mutsuzluğa itiyorsun!

Resmen bağırışıyoruz.Asude de sesini yükseltiyor.

-Ben sana hiç bir şey için söz verdim mi ?!

Donup kalıyorum.Sanki ruhum çekip gitmiş gibi Hayal kırıklığından BOŞ”laşıyorum.

Kalkıyorum.Tek kelime etmiyor.Arkamı dönüp”Hoşçakal diyorum ona ilk defa.Yüzüne bakmadan hemde.Cevabını beklemeden gidiyorum.Ben onun bana söz vermeme sebebini gerek olmadığı için sanıyorken meğer istemediğinden miş.İçimden dev bir kızgınlık Asudenın adıyla yanyana duruyor.

Yola etrafıma bakmadan fırlayıp ilk taksiyi çeviriyorum.Öfkem,ciğerlerime gemi küreği çeken mahkum muamelesi yapıyor.Soluklarım katılaşmış gibi zoraki.Koltuğa bir tekme atıyorum.Şoför dönüp ters ters bakıyor.

Madem herkesin istediği bu, tamam bende evlenirim nışanlanırım ne gerekiyorsa yaparım! Kendim olmaktan sonuna kadar nefret ediyorum.Hayatım kaosa dönmek üzere biri yardım etsiiiiinnnnn….

11.Bölüm

Buğra..

Niye buradayım bilmiyorum. Hakan’a yenilmediğimi mi ispatlamaya çalışıyorum? Saçma. Beni bu defa gafil avladı.Aklımın ucundan en son geçecek şey bile değildi gidip beni gammazlaması.Ama burda oturmuş onun nasıl başarıya ulaşmış gibi ödül almasını izlicem.

 Doktorluk hayatım da başlamadan bitti. Geleceğim kocaman bir soru işareti şu an. Babam benden vazgeçmiş gibi. Ona göre hayatımı bir hiç uğruna ziyan ediyomuşum.Benden adam olmazmış uçarı serseri bişeymişim işte.Bence asıl mesele pek sevdiği rektör arkadaşlarına benim yüzümden aralarının açılması.Açıkçası şuan ne doktorluk nede babamın parasız bırakma tehditleri umurumda değil.

Asıl düşündüğüm neden bunların olduğu? Hakan neden beni sattı ki ?Biz birlikte büyüdük.Biz kardeştik,ortaktık.Hepsinden de önemlisi biz dosttuk!

Sadece özrünü sebebini duyup seni affetmeye hazırdım ama sen pişman olmadığını söyledin.”Başından beri yaşadığı hayatı haketmeyen “ bana bunlar azmış bile.Seni anlayamazmışım.Zengin bir ailede el bebek büyütülen biri yetim bir çocuğun nasıl hissettiğini bilmezmiş.Oysa ben seni hiç aileden ayrı tutmamıştım.

Acı çektiğimi Hazal gülerek içeri girince anlıyorum.Ona sarılsam bu boşluktan kurtulacakmış gibi umut doluyorum.Ama o Hakana gidiyor.Hayal kırıklığım yüzüme hücum ediyor.Hazalın bana kızgın olup Hakana gülümsüyor olması dayanılmaz!İçimde deli gömleği giymiş bir bencil bir çocuk etrafı kırıp döküyor.Kalkıp seni onun karşısından alasım var.Bakışlarımı yakalıyorsun.Yüzünün soluşuna şahit oluyorum.

Ben Hazalı elinden tutup kaçma planları kurarken Hakan gerçekleştiriyor. Sahnenin yanındaki odaya girip gözden kayboluyorsunuz.Hakan çıkarken adi bir gülüş hediye ediyor bana.O an aklımda deli düşünceler koşuşturuyor.Yoksa Hazal mı taşıyacak o ödülü? Yok, bana bunu yapmaz. Olmaz.

Yüzüm nasıl bir kasıldıysa gökçe yanımda elimi tutuyor.

-Buna katlanmak zorunda değilsin.Hadi gidelim.

Başımı iki yana sallıyorum.Aslında Gökçe ye minnettarım.Derdimi paylaşmaya çalıştığı için.Ama aklıma bana uğramayacak kadar Hazal’da.Koşup onu o odadan çıkarmak bu rezilliğe karışmasını engellemek istiyorum.Ama buz gibi sakinim.”Kendi çıksın diyor içimden acımasız öfkeli ses.

Umudum acıya vurmak üzereyken koşar adım çıkıyor Hazal  odadan.Yüzü şok içinde.Sanki ayakları dolanıyor yürürken.Bana geliyor biliyorum.İçimden şükürler akıyor ama yüzüm buz çağı.Bana Onu kaybetme korkusunu yaşattığı için bu öfkem.anlamadığı,bana güvenmediği için kızgınlığım.

Ona bakmamı bekliyor yanımda dikilmiş.Dönmüyorum.

-Konuşabilirmiyiz?

Sesi pişman.Benim içimde onu affetmeye razı ama neyin nesi bu öfke?

-Söyle.

Ona biriktirdiğim onca şiir varken bu soğuk sesi mi düşürdüm hissesine.Özür dilerim.Ben sevgisini çok kolay gizleyen biriyim.

Gökçenin öfkesi ona saldırırken sessiz kalıp benden özür dilemeye devam ediyor.Niye her zaman ki Hazal değil?Onu susturup ağzının payını vermesi gerekirdi.Ama sessiz.Gökçenin onu sözle rencide etmesine izin veriyor.Daha fazla dayanamadan onu bileğinden yakalayıp peşimden gelmeye mecbur ediyorum.Buralardan gitmek için ihtiyacım olan tek şey Hazal.Ama şimdilik sadece bir kat yukarıdayız.

Yüzüne dönerken onu çoktan affetmiştim aslında.

-Niye bana söylemedin? Hakan suçluydu ama ben gidip onun yanında durdum?

 

Yani tüm bu telaş nerde durduğuyla ilgili öyle mi? Mesele sızlayan vicdanı? Gülüyorum. Beni sevdiği için gelmesini ummuştum deli gibi. Onu kendime çekiyorum.Hakan bizi görüyor eminim.

–Şimdi seni öpsem Hakan bize bakıyorken…

Öfkemden ona ne kadar yakın olduğumu bile görmüyo gözüm. Aklımca sıra intikam alıyorum. Kimden? Hazal’dan mı ? Hakandan mı? Kendimden mi? Geri çekiliyor. Bir yığın lüzumsuz cümle!

—Bana duymak istediğim şeyi söyle Hazal!

Susuyor. Sessizliği uçurum adım adım düşüyorum.

-Boşver duymak istemiyorum artık…

Bakmadan giderken pişmanlıklarını dinliyorum oturana dek.Gökçe kolumdan çekiştirip dışarıya çıkalım diyor.Çıkarken Hazal’ın eline geleni içtiğini görüyorum.

 

Serin nisan havası kendime gelmemi sağlıyor biraz.Hazala söylediklerim için pişman oldum bile.Yalvaran bakışları asılı kaldı zihnimde.Gözüm açık yada kapalı.Hep hazal karşımda sanki.

Çam ağaçlarının koruma gibi dizili olduğu bahçedeyiz.Araba uğultuları,insan sesleri ve hafif rüzgar geceye dahil.Dönüp içeriye giden kapıya bakıyorum.Kalbim diz çökmüş gururuma yalvarıyor.Gökçe,yüzümü avuçlarayak kendine çeviriyor başımı.Beynim uyuşmuş sanki iki anlamı birleştirip soru soramıyorum.

Beni öpüyor.

Ne-bu ne şimdi ?.İçimden bir tiksinti geçiyor hızla.Elimden geldiğince sert olmamaya çalışarak Gökçeyi omuzlarından iterek kendimden uzaklaştırıyorum.Yüzündeki hayal kırıklığına anlam veremeden arkamdan galen sesle dönüyorum.

Hazal yere çökmüş.Kolları dayanamayacakmış gibi titriyor.öyle bir acıyor ki içim iki adım bile yanına varmak için ya yetmezse korkusunu doğuruyor.Büsbütün yere yığılmadan tutuyorum onu.Yarı baygın yarı sarhoş..

-Hazal? İyimisin ?

 Cevap alabilmek için 3 defa adını söylemem gerekti.Nasıl olduğunu değil aza önce gördüğü şeyi sayıklıyordu.

-Onu öptün…Onu nasıl öpersin?

Sesi hem kızgın hem ağlamaklı.Beni iterek doğrulmaya çalışıyor.Sendeleyince koluna girip kalkmasına yardım ediyorum.Elleri ve dizleri kan içinde.

-Bırak!

Bıraksam düşecek nasıl bırakabilirim? Arabaya kadar birşey söylemiyor.Ön koltuğa oturtup kemerini takıyorum.Yol boyunca mırıldanıyor.tam anlamasam da” pislik,acı ve sevmek kelimeleri çalınıyor kulağıma.Yanımdasın ya istediğin her hakareti işitmeye hazırım..Arada acıyan dizine uzanmanı içim acıyarak fark ediyorum.Altı üstü bir kaç taş kesiği değilmi ? 4 yıllık öğrencilik dönemimde gördüğüm  onca şeyle kıyaslanında hiç sayılır.Ama sanki içim kıyılıyor onun canının yandığını düşününce.Okulu bırakmak sanırım iyi oldu.Bu iç acısıyla veteriner bile olamam ben.

 

Arabadan inip soru sormadan ona yardım etmeme izin veriyor.Sorun çıkarır diye umuyordum.Oysa sakin.Apartmana girince asansörde “ nereye gidiyoruz ?” diyor.Bu akşam bana güvenmeyi öğrendiğini düşündüğümden cevap vermiyorm.Sonra sesi çıkmıyor.

 

Anahtarı çevirip kapıyı açarken Hazal da duvara yaslanıp gözlerini kapatıyor.Uyumaya can atar gibi bir hali var.

Elini tutup içeri çekiyorum onu.Holün ışığı açık.Ablamın yeğenlerimi bana emanet edip iş gezisine gittiği ilk gecede eve geç gelmiş olmanın vicdan azabıyla ilerliyorum.Berre salonda.Bana kötü kötü bakıyor.

“Çok sorumsuzsun dayı , bir yığın yazılıya çalışmam gerekirken Can’ın şebekliğini yaptım.Ama dayımız partilerden eve gece yarısı dönüyor!

Bana normalde adımı söyler.Dayı demesi öfkesinden anlıyorum.Elindeki kitabı bırakıp doğruluyor Hazalı görünce ifadesini şok alıyor.

“ve eve kız mı getirdin! Cidden çok utanmazsın”

Söylediği şeye kendi de inanmıyormu?

“Saçmalama- Can uyuyo mu ?

“hmm evet.

“Sen Hazal’ rahat bir eşofman ver ben ellerimi yıkayıp geliyorum.”

Dönerken Hazalın yüzündeki konsantre olmaya çalışan bakışı görüyorum. Galiba Berre’yi tanımaya uğraşıyor.Elimde olmadan gülüyorum.Hem şapşal hem tatlı :)

Can’ı kontrol edip ilk yardım çantasını alıyorum salondaki dolaptan.Bu tam ekipmanlı çantayı ablama hediye ettiğimde bu malzemeleri bizzat kullanacağım aklıma gelmiş miydi hatırlamaya çalışıyorum.Hemde sevdiğim kız için?Zannetmiyorum.

Solana girince Hazalı üzerindeki kıyafetleri değişmiş Berre’ye sarılmış buluyorum.

“Onun….sevgilisi olmadığın için….. teşekkür….. ederim, diyor gerçekten minnetten konuşamıyormuş sanılabilir hatta.Ağır çekim gülüyor sonra. İçime bir kırlangıç sürüsü varmış gibi yüreğimin ayakları yerden kesiliyor.Ne var şimdi bu cümlede dimi? niye böyle mutlu oluyorum. Ah bu aşk ne delilik…

Berre nin bilmiş bilmiş sırıtmasını yok sayıp yaklaşıyorum. Hazal beni görünce yine surat asıyor.

-O pi ağzına böööööööööyle bitane patlatıcam,diyor sendeleyerek.Onu tutmak için ileri atılıyorum ama Berre benden hızlı davranıp kavrıyor belini.

Ben dizlerindeki yaraları temizleyip banantlarken Hazal koltuğa yayılmış uyuyor.Yüzümdeki gülümsemeyi durdurmak öyle anlamsız geliyorki uğraşmıyorum.

Hazalı Berreye emanet ettikten sonra duş alıp eşofmanlarımı giyiyorum.İçimden bir ses uykum gelmeyeceğini söylesede yatağıma uzanıyorum.Sonra uyumadan herkesi kontrol etmelisin diyor iç ses.İnanın masum bi güdüyle kalkıyorum.

Can mışılın derinine inmiş.Üstünü örtüp Berrenin kapısını çalıyorum.Uzanmış kitap okuyor.

-Hazalı nerde yatırdın?

-Annemin yatağında.

- tamam,iyi geceler.

Berre’nin bakışı cidden inanılmaz. Ne? Bücür! 18 yaşındaki cahil ergen haliyle benden şüphe ediyor.Bilmiş bilmiş gülüyor.

-İyi geceler,diyor gülmemeye çalışarak.”Tabi uyuyabilcekmisin bilemicem..”

Hiç ona cevap yetiştirecek kafada değilim.Bezgin bir ifade yeter ona.

Ama şaka bir yana Hazalın uyuduğu odanın önünden geçerken kalbim ritim arttırıyor sanki. Hızlanıp uzaklaşıyorum. Yatağıma resmen zıplayarak yatıyorum.

Olan kötü şeylere rağmen delice bir huzur var içimde. Hazalın sevgisini seziyorum. Renkli bir duman gibi mutluluk dağılıyor kalbimden…

….

Kollarım başımın altında durmaktan uyuşmuşken kendime geliyorum. Bir kaç dakika İçim geçti sanıyorken 3 saatlik bir iç geçintisi  olduğunu anlıyorum saatten. Can’ın gece tuvalete götürülmesini hatırlayıp ağır ağır kalkıyorum. Yattığım gibi kalmışım sırtım ağrıyor.

Bebek odasında Canı bulamayınca Berre’nin yanına bakıyorum.Orada da yok.

Ah tabi ya! Annesinin odasına gitmiştir.İçim den “ama orda yatan seninki değil ufaklık benimki “diyorum odaya girerken.Tahminimde yanılmamışım.Sırtüstü yatan hazalın göğsüne başını yaslamış bacaklarınıda beline dolamış uyuyorlar.İtiraf ediyorum biran kıskandım.Ömrüm boyunca ona sarılıp uyuyup uyuyabilecek miyim diye merak ediyorum.

Canı kucaklayıp alırken beni kahreden gerçeği fark ediyorum.Can altını islatmış !sevdiğim kızın üstüne de hemde!

Gidip Berreyi acımasızca sarsarak uyandırıyorum.Zavallı çarpılmış gibi fırlıyor yataktan.Ben Canı alıp uzaklaşırken,Berre de Hazalı uyandırmaya çalışıyor..

Kendi sorumsuzluğumu küçücük bir çocuğa kızarak örtbas edemem dimi? Sonuçta o daha 4 yaşında .Elimden geldiğince tatlı dille onu tekrar uyumaya ikna ediyorum.

Banyodan ışık sızıyor.Berre temizlenip giyinmene yardımcı oluyo ken bende sana yeni bir yatacak yer hazırlamak için yatak odasına yöneliyorum.Yorganlar yastıklar ablamın dolabında olur hep.

Odaya girince banyoda olduğunu tahmin ettiğim Hazalı sadece bedenini örten bir bir havluyla yatağın kenarında oturuyoken buluyorum.ıslak saçları çıplak omuzlarına dökülmüş.Başı eğik .Ayakta mı uyuyor ?

Anında olmayabilir bekli ama 3 saniye sonra olanca hızımla aksi yönde yürüyorum.Berre koridorda odadan çıktığımı görüyor.Yüzünde şok var “ yoksa oraya mı girdin?!”

“Ya evet gizli gizli Hazalı izliyodum! Bana sapık mışım gibi bakma öyle ! senin suçun !niye onu bu şekilde eve dolaştırıyosun?!”

Birşey demesine fırsat vermeden odama girip kapıyı kapatıyorum.Kalbim hızlı hızlı atarken vicdanımda sızım sızım sızlıyor.Hazal  sarhoşken onu yarı çıplak gördüğümü bilse nasıl hayal kırıklığına uğrar diye düşünüyorum.Sanki o beynini alıp tatile çıkmış bende bana emanet ettiği vucuduna  saygısızlık etmiş gibiyim.

Bide 2-3 saniye görmiş olmama rağmen kafamın için de nasıl net beliriyor görüntüsü.Delircem!

…..

 

15 dakika sonra Berre kapımı çalıp tedirgin tedirgin yaklaşıyor.

-sana sapıkmışın gibi bakmadım.Öyle olmadığını biliyorum.

Ah ne muhabbet ! ona bağırmam etkili olmuş anlaşılan.

-Sabah konuşuruz Berre.

-erkekler kızlardan daha hassas olurmuş bu konularda bende sen onu öyle görünce…,

Ne saçmalıyor bu kız ? oturup taze ergen yeğenimle konuştuğum konulara bakarmısınız.

-Berre git uyu.

-İyi kızmadın bana dimi?

-git uyu ..diyorum tekrar.Omuzlarını düşürüp çıkıyor.Sözde anlayışlı işte.

Ona bağırmama alışık değildir.Sarsıldı tabi :D

Saat sabahın 5 i ben play station da oyun oynuyorum.Niye mi ? çünkü uyuyamıyorum.Yatakta dönüp durmak kadar sessizbir işkence daha varmı?

Boynum, kollarım ağrımaya başlayınca kalkıp su içmeye gidiyorum.Odamın kapısının kapanma sesi çıtın bile bağırdığı gecede dağılıyor.Işık yakmıyorum.En sevdiğim alışkanlığımdır.karanlıkta evde dolanmak.Gerçi şuan hafif aydınlık.Gri sabah üstü kapalı perdelerden eve sızmak için çabalıyor.

Su içtiğim bardağı yerine koyup odama yöneliyorum. Salonun kapısında dikilen Hazal’ı seçiyor gözüm. İçim bir an ” hop“ ediyor. Bunu beklenmedik bir anda karşıma çıkmasından mı yoksa kendisi olmasından mı kaynaklanıyor emin değilim.Belki ikisi de.

Esneyerek omzunu kaşıyor. Beni görüp görmediğine emin değilim. Yarı karanlıkta yüzüme bakıyor ama tek bir ifade yok. Delice bir gülme geliyor içimden. Tutamıyorum.

Kaşları çatılıyor. Ama gülmemi durduramıyorum.

—Ne işin var burada, diyor. Gözleri yarı kapalı.

Açıkçası ciddi ciddi olanları anlatmak için ayılması gerektiğine inanıyorum. Kahkaham durdu ama hala sırıtıyorum. Ben cevap vermeyince yine konuşuyor.

—pis ağzın çok mu mutlu? Öpüşüp duruyorsun?

Bu yarı uykulu yarı sarhoş haliyle bile Gökçeyi unutmamış. Cidden kıskanmış olmalı. Sırıtmamı yok ediyorum. Kıskanan kadın tehlikelidir ;)

—Yüzsüz, diyor yine esnerken.

Delice gelebilir ama şuan dizlerimin üzerine çöküp ona “BENİMLE EVLENİR MİSİN ?” demek istiyorum. Dağınık saçlarına, uykulu şiş gözlerine yeniden vuruldum sanırım. Bu tek taraflı muhabbeti yine o sonlandırıp salondaki kanepesine geri dönüyor.

Bende peşinden şapşal şapşal bakmamak için odama giriyorum.

.

Uyumakla uyumamak arasında ince bir çizgi vardır ya hani? Her şeyin kafanızın içinde olup bittiği o karmaşık boşlukta ayağınız takılsa uyuyan bedeninizin sıçradığı, işte sınırı aşmak üzereyken geldi Hazal’ın gerçekçiliği. Sanki yıllardır hiç gitmediğimiz ama ilkokul çağlarımda en çok sevdiğim yer olan Abant gölünün kıyısındayız. Hazal karşımda gülümsüyor. Sanki ağır çekimmiş gibi kollarını boynuma doluyor. Çimlerin, gölün toprağın kokusu yok ama Hazal’ın çiçeklerden güzel kokusu burnumda. Ne kadar öyle sarılı durduk kestiremiyorum. Zaman kayıyor kafamın içinde. Hazal geri çekilip bana bakıyor. Sonra tek elini kaldırıp parmaklarını yüzümde gezdiriyor. Yine zamanı kaçırıyorum “ Bana beni hep seveceğine söz ver” diyen sesi doluyor kulaklarıma. Garip, nefesini dahi hissedebiliyorum.

Kalbim etten bir balyoz olmuş göğsümü dövüyor. Gözlerimi açıp yarıya aydınlanmış odanın tavanına bakıyorum. Yanımda minik bir kıpırtı var. Yoksa? Yok, olamaz ne alaka – dönüp bakıyorum.

Hazal gerçekten yanımda!

Kalbim biraz olsun yavaşlamışken yine hızlanıyor.

Ama niye burada ki ?

Niye Benim yanımda?

Ne yapacağımı bilemeden hareketsiz Hazal’ın uyuyan yüzüne bakıyorum. Nasıl da sakin sakin uyuyor. Bende ona doğru dönüyorum. Kafaları yan yana anne karnında kıvrılmış iki cenin gibi soluk alıyoruz.

Elimi uzatıp Hazal’ın yüzüne düşmüş bir tutam saçı geriye atıyorum. Mutluluktan ölmezsem iyi. Zamanı durdurmanın bir yolu yok mu? nolur kimse ellemese müdahale etmese böyle yıllar geçse. Ben ona bakarken. Ne yapsam da bu an ölümsüzleşse? Ne yapsam da bu deli aşkım biraz olsun sussa?

İyice yaklaştırıyorum başımı. Burnum burnunun ucuna değiyor. Verdiği nefes dudaklarıma düşüyor. Huzur denen gönül çeleni tüm ruhumda hissediyorum.

Odaya gün ışığı azar azar dolarken olası en ufak bir sesi korkuyla bekliyorum. Çok geçmeden Berre’nin çekmecelerini duyuyorum. Masal bitti…

İstemeye istemeye kalkıp odadan çıkıyorum.

.

Daha yanından kalkalı yarım saat oldu mu ki? Belki biraz fazla. Şimdide halen kullanmakta olduğum banyoya giriyor Hazal. Üzerine kilitlenen kapıya ne yapacağını bilemez gibi baktıktan sonra beni fark ediyor. Berre’nin onu burada olduğumu bilerek kilitlediğinden şüpheleniyorum

 

—Affeder siniz-affedersiniz…

Kapıyı açıp çıkmaya çalışıyor. Ben olduğumu farkında değil galiba. Öyle mahcup arkası dönük ilkokul çocukları gibi yerinde sayıyor. Gülmeme engel olamıyorum.

—Buğra?

Bana hızla dönen yüzünde bir anlık gördüğüm o ifade rahatlama mıydı? Beni gördüğüne sevindi yani :)Çok sürmeden üstten çıplak olduğumu fark ediyor. Utanmış olmalı arkasını dönüyor. O öyle yüzünü çevirince olan azıcık utancım geri kaçıyor.

—Seni fırsatçı! Sarhoş olmamı fırsat bilip beni buraya getirmişsin?

Hah : D nasılda emin sarhoşken bile gururlu davrandığına.

—Peşime takılmış olamazsın yani?

—Ne diye peşine takılım ki senin?

—Bilmem onu sen söyle.

Yüzü kapıya dönük ama endişeli ve emin olmayan ifadeni görüyor gibiyim. İçimdeki yaramaz uyandı. Takılmadan edemem.

Ona doğru yürüyorum. Gülmemek o kadar zor ki.

—Yaklaşma!

Bana dönmeden parmağını havada sallıyor. Ne? Gelip yanıma yatması tehlike unsuru değildi de üstten bir şey giymiyor olmam mı tehlikeli yani?

Parmağımla t-shortünden çekip kendime döndürüyorum. Gözleri sımsıkı yumulu. Aşı sırasını bekleyen bir çocuk gibi.

—Akşamdan beri yaptıklarını hatırlamaya başladığında yüzünün şeklini görmek istiyorum, diyorum.

Korkuyla karışık bir ifadeyle açıyor gözlerini kocaman. Bir çift cennet. Düşecek mişim gibi.

—Ne? Ne yapmışım? Hiç bir şey yapmadım.

—Hatırlamana yardım etmemi ister misin?

Gözü anlıkta olsa çıplak göğsüme kayıyor. Hemen gözlerini kapatıp başını yana çeviriyor. Onu gece öyle havlulu gördüğüm için kendimden utanıyorum. Ama ona söylemezsem bu vicdan azabı hiç geçmez.

—Bakabilirsin ödeşmiş oluruz.

—Ne demek ödeşmek?

A.ooo… Yanlış cümle seçtim galiba. Hazal’ın yüzüne önce inanamazlık ardından çaresiz bir ifade geldi. O üzülmesin diye yok demek isterdim ama artık bu hiç bir şeyi çözmez.

Çaresizce dudakları büzülüyor. Ağlamaz dimi? Yoksa ağlar mı?

-Hani  bana söz vermemi istediğin şey var ya?

Bari bunu hatırlıyor olsun-Ama yüzü anlamsız. Yine karmaşık. Umrumda değil.

—Söz veriyorum.

Kalbim ona doğru akıyor. Dudakları her zaman kinden daha güzel sanki.Kalbimden dev bir kancayla Hazal’a doğru çekilirken kapının kilidi takırdıyor.

Hazal bir an önce kaçıp gitmek ister gibi karşımdan sıyrılıp kapıyı açıyor.

Güm…

Kapı kapanıyor…

Yüzümde âşık bir gülümsemeyle kalakalıyorum.

…..

 

 

 

 

10.Bölüm

Hüma başına yorganı çekmiş ağlamaya çalışıyordu.Gerçekten ağlayacak kadar morali bozuktu ama içinde garip te bir his vardı.Ailesinin daha önce onu hiç birşey için böyle zorlamamış olması bi yana dursun bu resmen görücü usulü bi görüşme olcaktı.Babasının ‘Aras’ denen delikanlıdan bahsederkenki umut dolu yalvaran yüzü gözünün önüne geldi.Kızgınlığı yükseldi.

“Oooooooffff!

Yorganın altından çıktı.Yüzü havasızlıktan kızarmıştı.Yasemin elinde çikolata ve çilek dolu  bir tabakla başında dikiliyordu.

-Ver başka türlü uyku tutmaz beni artık .

-Yemeseniz daha iyi olurda saat epey ilerledi sonra form-

-Ayyyyy yeter!

Yasemin çocuğu gibi büyüttüğü içinı alışıktı Hümanın tripli hallerine.

-AH yasemin ben napcam? Babam beni zorla evlendirmeye kalkıyo!Ama sorsan kendilerine engin görüşlü diyebilen bi anne babaya sahibim .

Çileğin birini ağzına atarken yalvaran gözlerle baktı dadısına.

-Biraz fazla tepki verdin.Altı üstü bir iki kere çıkıp birbirinizi görmeniz istendi.

-”Evlenmeyi ciddi ciddi düşünerek çıkmak! bu ne demek haberin varmı ? yok tabiki !

Yasemin arkasında sakladığı bir dergiyi hümaya uzattı.

-Ne ? Magazin okuyacak havamda değilim yasemin.

-Onun için değil.Aras Kalyoncu nun geçen ay bu dergide röportajını görmüştüm bakmak istersiniz diye düşündüm.

Hüma yüzünü ekşitti.

-Kalsın ! Görücü usülü evlenmeyi kabul eden süt kuzusuuu ! görüp napcam?

-Ekonomi köşesindeydi.Babasından aldığı çok küçük bir maddi destekle restorant zinciri kurmuş ve genç yaşta yükselen girişimciler ödülü almış.

Hüma meraklanmıştı ama tutum değiştirmek biraz utanç vericiydi.

-Salla.

-Ben buraya bırakıyorum belki karar değiştirirsin diye.

Hüma birşey demeden yatağına uzandı.Yasemin kapıyı kapatınca biraz daha bekledi.”Benden daha iyi birimi ? Benim hiç ödülüm yok ” İç sesi onu teşfik etti ve kalkıp dergiyi çevirdi aldı.Sayfa sayfa çevirip hangisinin o olduğunu aramak başka zaman eğlenceli bir oyun olurdu.Ama Hüma bir önce onu görüp  beğenmemek istiyordu.içindekiler bölümünü okuyup ‘ Genç bir adamın başarı biyografisi ‘ adlı makalenin sayfasını açtı.

Bir koca kapak Aras Kalyoncu adı altında dörtlü resimle doluydu.Hüma daha konuyu okuyamadan orda çakılı kalmıştı.İlkten çok tanıdık gelen bu yüzü sadece hayranlıkla izledi.Sonra anımsadı şirketin önündeki otoparkta gördüğünü.

-O sen misin ? dedi resme hitaben.

Öfkesi bitmiş kalbi çarpıyordu.Gülümsedi hatta.Utanıp dergiyi kapattı.Herşey bambaşka bir şekilde geliyordu gözüne artık.Bu evlilik konulu flört kabus kadar kötü olmayabilirdi.Hatta çok da eğlenceli olcakmış gibi geliyordu.

Sanki bu adam tanıması gerek biriymiş,hayatının aşkı olcakmış gibi.Tekrar açtı dergiyi.

-<3 Sen nası bişesin?

:)

……

İlkleri bu kadar özel yapan neydi ki ? Buğra gerçekten ilk olduğu için mi günden güne daha da derinlere yol alıyordu Hazalın içinde.Hazalın  “durdurama”yış  sandığı şey yoksa “durdurma” yış mıydı.Buğra o tebessümle karşısında dikilince şüphe duymuştu onu durdurmak istediğinden.

“Yaaaa!!!!!”

Öfkeyle ve korkuyla ayağa kalkarken bağırmıştı Hazal.Hem tek başına zannedip olmadığını gördüğü  için hem duymasından korktuğu şeyi duyduğuna emin olduğu için.

-O yüzden mi o kadar öfkeliydin?

Buğranın sesindeki şefkat karışımı anlayış Hazalı çileden çıkarmaya yetmişti.Hele ki ilk öpüşmesi hakkında yorum yapıyo olması kaçıp gitme isteğinin kaynağıydı.

-Niye hep beklemediğim anlarda karşımda buluyorum ben seni !? Niye hayatıma giriş çıkışlarını kontrol edemiyorum!? Niye ?!

Utanmıştı o yüzden dahada öfkeleniyordu.Buğra uykudan yeni kalkmış çocuk gibi omuzları düşük elleri cebinde Hazalın yüzüne baktı sessizce.Az önce sorduğu soruyu kendi kafasında cevaplıyordu belli ki.

-Kaderi kabullen  acayip rahatlatır.

Hazal bu tür bi cevabı beklemiyodu.Birşey demeden birbirlerine baktılar.

-Herkes bir şekilde birilerinin hayatına girip çıkar.Yaşam sahamız ortak.Ve seninle karşılaşıyo olmak beni mutlu ediyo.Hediye alıyomuşum gibi.

Tersi yönde esen rüzgar saçlarını yüzüne vurunca Hazalın allak bullak yüzü kamufle olmuştu:

- Hep olmaman gereken zamanda gelip yapmaman gereken şeyleri yapıp söylememen gereken şeyleri söylüyosun ?

Buğra gülümsedi.Hazal dahada kızdı.

-Niye güldüğünü sorsam ayıp olmaz heralde.

-Hadi bana seni asıl rahatsız eden şeyi söyle Hazal?

Hazalın kalp kapakçıkları telaşlandı.

-Ne duymak istiyosun ben zaten açık açık söyledim.

Buğra başını iki yana salladı.Artık gülmüyordu.Bu ciddiyetin altında incineceği birşey varmış gibi hissetti Hazal.”Keşke az önceki gibi gülse”dedi iç cızırtısı.

-Ben söylim.Aklına girip çıkıyorum ve sen bunu kontrol edemiyosun.

Hazalın bu gerçeği duymak istediği son kişi şuan karşısında bunu yüzüne vuruyodu.

-Ne ?,dedi yüzü yanmaya başlamıştı ama elinden gelen en vurdumduymaz sesini kullandı.”senden hoşlandığımı falan mı düşünüyosun ?üzgünüm ama hayal kurma boşuna öyle bişey yok.”

Hazal,buğranın sessiz bakışını hayal kırıklığına yordu ama hayır biraz fazlasıydı.Cesaret toplamaya çalışır gibi derin bir nefes aldı önce yutkundu.

-Ama ben senden hoşlanıyorum.

Boşluğa düşmek gibi midesi döndü ilkten Hazalın heyecandan.Yüzünü basan sıcaklık kulaklarındakı cızırtı sanki kaynayan bir çaydanlık kafasının içinde ötüp duruyor buharını dışarı çıkaarmak için kulaklarına baskı yapıyordu.

-Hatta aşığım.

Öyle samimiydi ki.bakışı,sesi,iki yanında çaresizmiş gibi pervasızca duran kolları,hafif düşmüş omuzları.Hazal “Bende”demek için tüm cesareti hazırda buldu bir an.

-Hah haaa haa komik mi sanıyosun?

Gülme girişimini buğranın yutmasını beklemek saçma olurdu çünkü çok beceriksizceydi.Ağzı kurumuş elleri terlemişken bu plan zaten yatardı.

-Şaka yapmadığımı biliyosun.

-  şuan bilmediğim şey “Ne yapmaya çalıştığın.”

-Kayıtsızmışın gibi yapıyosun.Ama ben burdan bile kalbinin nasıl attığını biliyorum.

-öyle olmasını istemen öyle olacağım anlamına gelmez.Sana dedim kafanda benimle ilgili ne tür zanlar var bilmiyorum ama sil baştan yapalım.

Bunu ne diye söylediğini sebebini bilmiyordu.Bildiği tek şey burdan kaçmak olduğuydu.Bir an önce neden böyle olduğunu kayraya ve hümaya danışmak için şuan bile yanıp tutuşuyordu.

Bu acımasız cümle Buğrayı sessizliğe etmişti.

-Evet seni tanımayı inan çok istiyorum.Baştan tanışalım -silbaştan.

Hazalın tlfnu çalınca cevabı ertelenmişti.Gerçi açmayabilir yok sayabilirdi.Ama imdat arar gibi kimin aradığına bile bakmadan açtı.

-Uyudun mu? ?

- Onur?

Buğra “ve işte en çok bilmek istediğim meseleden onurdan başlarız”dedi yarı mırıldanarak.Ama Hazalın aklı daha çok onda olduğu için duymuştu.Gözleri birbirlerinde kaldılar bir süre.

-Hazal ?

Onur sessizliğe hitap edince Hazal tlfna odaklandı tekrar.

-ne ? Hayır.Uyumuyodum.

-İyi sevindim.Seni görmeye geldim.

Hazal balkonun kıyısında durduğu halde yeni park etmiş arabayı yeni farkediyordu.Onur kapıyı açıp eli kulağında ilerliyordu.

-Ben geliyorum.Sen kal orda.

-Tamam.

Hazal,tlfnu cebine koyarken arkasını döndü.Buğra hala ordaydı.Ama bakışları bıraktığından biraz daha gölgeliydi.Hazal,göz temasını kaçırıp yanından geçip gitti.

Öyle dalgındı ki onur onu sıkı sıkı kucaklayana kadarda kendine gelememişti.Geri çekilmeye çalıştı ama Onur daha da sıktı onu.

-Bu sabah odanda başka eşyalar görünce ne kadar berbat hissettim tahmin edemez sin.

Hazal tekrar bi kurtulma girişiminde bulundu ama nafileydi.Onurun dev gibi cüssesini savuşturmak çok zordu.

-Ezilmekten ölmezsem anlatıcam.

Onur gülerek bıraktı Hazalı.Ama Hazal gülümseyemedi .İçinde güm güm atan heyecan hızlı hızlı konuşturdu onu.

-Emelden duydun heralde hikayemi? Sana haber vermeden gitmem hataydı kabul ediyorum.

Onur birden Hazalın yüzünü avuçladı

-ne? dedi Hazal cümlesini bırakıp geri çekildi.Onur’un elleri havada kaldı ilk sonra düştüler.
-Yüzün bembeyaz bişemi oldu?
-yok uykusuzum ondandır.
Onur onu duymamış gibi devam etti:
-Korktun mu? tek misin? Hadi eve gidelim Kayra dönünce birlikte yerleşirsiniz?
-Korkmadım hayır
-Gidelim hadi inat etme.
-Beni duyuyomusun cidden off!
-Kızma tamam.Yemek yedin mi?
-Yedim evet.Uyucam git hadi.

Onur’un bakışları dondu bi an.Gelmesinin ilk 5 dakikası içinde gitmesinin istenmesi garip hissettirmişti.
-Seni yarın akşamki tanışma yemeğine çağırmaya geldim aslında.
-Ne?
-Eceyi ailemle tanıştırcam.
-Kimi?!
-Kız arkadaşım.
-Onur nerden çıktı o kız?Hiç sevmedim ben onu.Yollu gibi duruyo-
Onur kahkaha attı.
-kıskanma abisi senide seviyorum
Hazalın saçlarını karıştırarak söylemişti bunu Onur.Hazal ‘offf’diyerek bir adım geriledi.
-Ciddiyim! etrafta bir yığın olur diyebilcem kız var.Sen tuttun bu ne oldu belirsiz sarışını yemeğe getiriyosun?!
Onur umursamadı:
-Yarın akşam bekliyorum . tamamam?
-Salla! gelmicem.
-lütfen Hazal
-Banane ya!
-Akşam 7 de.Beklicem tamam mı?
Hazal omuz kırdı.Onur yine sarıldı ona.”Benim gerçek ailem sensin unutma.”
Arabasına binmeden dönüp Hazala sevgiyle baktı.Onun elini var gücüyle sallamasına elini kaldırıp parmaklarını oynatarak karşılık verdı Hazal.Onur ona içeri girmesini işaret etti.Hazal da başını kaldırıp Buğra ordamıdır hala diye bakamadan içeri girip odasına gitti.
Uyumak için ideal saat geçip uyumanın şart olduğu saate geldiğin de Hazal hala yatağında dönüp duruyordu.Kimbilir kaçıncı kez duyuyordu Buğranın sesini kafasında..

Sabahın 8inde Hümayı arayıp geleceğini söylemişti.Büyük ihtimalle uyuduğu için anlamamıştı ve HAzalı görünce ne oldu dicekti.Ama kendi kafa sesiyle daha fazla başbaşa kalırsa delirebilirdi.İçindeki panik+mutluluk+telaşı birine anlatmalıydı.
Taksiye binip Hümanın evinin olduğu işlek caddeye ayak bastığında pazar sabahı erkenden dışarda olmayı garipsedi.Ama güneş sıcak hava uyuyarak gerçekten kaybedilicek şeylerdi.Temiz sabah havasını ciğerlerine doldurdu.Ve an birini fark etti.Yüksek belli dar paça pantolonu,botları sarı saçları gözlüğüyle tanimadığina emin olduğu ama bir o kadar da tanıyormuş gibi hissettiği biri.
-Kayra! dedi ağzından çıkana kendi de inanamayarak.
Gözlüğünü çıkarıp kocaman gülümseyince tanıyabilmişti ancak Hazal arkadaşını.

Hüma gözbandını çıkarıp zoraki gülümsedi
-sabahın körü aydın ,dedi.
-Sanada:)
Hüma Hazalın peşinden içeri giren Kayraya baktı gözlerini kocaman açarak.
-Kayra? niye erken döndün düğün yokmuydu bu gün? ve dahada önemlisi saçına noldu?
Hazal,kafası iyice karışmış yatağa uzanmıştı.
-Nesi var bilmiyorum.Galiba bizle kafa buluyo.dedi hevesle cevap bekleyen Hümaya.
Kayra sarı saçlarını eliyle geriye savurdu.
-nası olmuş?
-Ben beğendim yakışmış.
Hazal,gözlerini devirdi.
-hayır bence esmer daha iyiydin.
-neyse niye erken döndün peki?
-ha şu_ gelin kaçtı düğün iptal! annemler kaldılar ben döndüm ama.
-ne? gelin mi kaçtı?
-hmm evet sevdiği varmış.
Hazal ve Hüma birbirlerine baktılar şaşkın şaşkın.
-kuzeni düğün arefesi terk edilmiş biri olarak sen fazla neşeli değilmisin peki?
-atlatır önemli değil.asıl mesele benim yeniden doğuşum!
-ha?
-Aşktan vazgeçilmemesi gerektiğini gördüm.çabalarsak herşey mümkün.Ben sebepsiz vazgeçtim bu korkaklık! ama o kız öbürsü gün düğünü olmasına rağmen vazgeçmedi.
Hüma zıpladı yatakta.
-işte görmek istediğim savaşçı ruh!diyordu bağırarak.Hazal kızarak çekiştirdi onu zıplamayı kesmesi için.
-ya saçmalamayın?! düğün öncesi kaçmak marifetmiş gibi.O zamana kadar aklı nerdeymiş ? örnek alınacak kimse mi kalmadı dünyada”
Kayra başını iki yana salladı.
-mesele vazgeçmemek Hazal.
Hazal hümanın yorganının altına girdi.
-tamam aşk böcekleri.Biraz uyumama izin verin olur mu tüm gece yatakta döndüm durdum başım ağrıcak bir iki saat uyumazsam’

Hüma yorganı açıp :
-Size kesinlikle göstermem gereken bişe var.
Hüma aceleyle gidip masadan dergiyi kaptı ve açıp yakışıklı delikanlıyı burunlarına soktu.Onlar resmi inceleyip yazıyı okurlarken hümada inunla görücü usülü görüşme meselesini döküldü.İlk görüşmenin bu akşam olucak olması meseleyi patlamaya hazır tutuyordu Hüma için.Ağlamaklı bir sesle “ne giycem beeen” diye sayıklıyordu.Hazal daha delikanlıyla tanışmadan aşıkmış gibi telaşlanan hümaya inanamadı.Kayra ve Hüma giyinme odasına geçip olası kıyafetleri gözden geçiriyordu.
Hazal yatakta kaldı.pofuduk yastığa gömdü yüzünü.Derdini anlatmaktan vazgeçmişti.Hümada Kayra da kendinde sayılmazlardı.
-Hazal akşam giycek şık bir şeyin var dimi?
Kayra’ydı.
-Niye bizde mi Hümayla gitcez?
-şapşal hayır:D Onurun kız arkadaşını eve getirceğinden bahsediyorum.
-gitmicem ki.
Kayra elinde bir çift ayakkabıyla içeri girdi.kızgın gibiydi.
-ben tekmi kalcam?
Hazal doğruldu yataktan çıktı.
-ne sen gitcekmisin?
-gidiyoruz.birlikte.
-Yaa!? niye gidiyorum ya ? istemiyorum sen çok istiyosan git.

Hüma,derin nefesler alıp kendini sakin tutmaya çalısarak karşısında oturan ciddi yüzle menüyü inceleyen Arasa baktı.Resimlerde gördüğünden de yakışıklıydı.Eğer babasının ve yaseminin onun hakkında söyledikleri doğruysa şuan dünyadaki eşsiz adamlardan biriyle yemek yiyecekti.
-Bir kreşin olduğu doğru mu?
-Efendim?
Aras gerçekten şaşkın gözüküyordu.Hümanın yüzüne bakıyordu ama aklı başka biryerdeydi.
-Bu bilgiyi nerden edindiniz merak ettim gerçekten.
-Yani doğru.
Hüma gülümsedi ama Aras rahatsız olup göz temasını kopardı.
Garson sparişlerini sorunca heyecandan günün spasiyelini istedi.Arasta kebaplı salatalı birşey söylemişti.Garson gidipte yine yüxyüze bakmak zorunda kaldıklarında Hüma güzel hülümsemesini bırakmadan Arası izledi.
-Ailelerimixin hatırı için bir iki defa daha böyle görüşelim.Uzatmadan anlaşamadık deriz bu iş biter.
-ne?
Hüma gerçekten şaşırmıştı.Denemeden bırakcaklarını bilmiyordu.
-Gerçekten çıkıcaz mı sandınız?
Aras arkasına yaslanmış hümadan daha şaşkındı.
-Anlaşıp anlaşamıcağımızı denemeden bilemeyiz bence.
-deneyip yanılmayla vakit kaybetmek anlamsız.
-Ben öyle düşünmüyorum.Alın yazısı kader Bir şekilde bir aradayız.
Aras başını iki yana salladı.
-aile baskısı bu kader değil.
-ama yinede kader.ben size güvenmeye karar verdim.
-inanın bana bu kötü bir fikir.
Hüma gülumseyerek başını iki yana salladı.Aras yüzünü sakin tutsada sarsılmıştı.Hayatında hiç böyle bi kadın görmemişti.Nasıl gururunu tanımadığı bir adamın karşısında bırakırdı.
Yemekleri gelmişti.Hüma lapa benzeri üzeri kıyma soslu yemeği ne olduğunu umursamadan yedi.Yemek sessiz geçmişti ama tatlı yerken hüma boş durmadı.
-Daha önce bu tür görüşmelere gittin mi?
Aradaki resmiyet Hümayı boğuyordu.O yüzden bu cümleden itibaren kendi gibi olma kararı almıştı.
-evet iki defa.
-onlarada aile hatiri olduğunu söyledin ve kızıp seni tanima fırsatını kaçırdılar dimi?
Arasın yüzünde ilk defa bir ifade görüyordu Hüma yemeğe başladıklarından beri.Şaşkınlık.
Şşkın halini de yakışıklı bulmuştu.ama çok kısa kalmıstı Arasın yüzünde bu bakış.
-evleneceğim kızı bu şekilde aramak istemiyorum.ilk görüşte aşk olmalı.
-Ben her görüşte aşktan yanayım:)
Aras,Hümayı süzdü.Sanki çocukça mı içten mi olduğunu anlamaya çalışıyordu.
-Belkide hayatının aşkıyımdır? bunu beni tanımadan bilemezsin.
Aras kaşlarını kaldırıp başını salladı.Bir çocuğu alttan almaya karar vermişti.
-sana ilk görüşte aşık olacağım biriyle evlenmek isteciğimi söyledim.sane baktım ve tık yok?
-Madem ilk görüşte olmadı bende her gördüğünde beni daha çok sevmeni sağlarım.
Aras başını iki yana salladı.
-imkansız gibi bişe.ama illede istiyosan dene.
Hüma gülümsedi.Başı dönüyordu.Bu kadar fazla dönmese mutluluktan dicekti ama normal olmayan bişeyler vardı.Başını ellerinin arasına aldı.Bu his en son geçen yıl alerjisini unutup cips yiyince başına gelmişti.Nasıl yine soya fasülyesi onu böyle yakalardı?!hemde böyle bir yemekte.Garsonu çağırdı.
-yemekte soya fasüluesi mi var dı?
Garsonun başını sallayarak birşeyler söylediğini görüyordu ama kulakları çınlamaya başlamıştı.Alerjik belirtiler ikinci safhaya geçip de yüzü pancar gibi olmadan eve gidip bu lanet şeyin iğnesini vurulmalıydı.
“özür dilerim eve gitmem lazım,dedi ayağa kalkmaya çalışırken ama dizlerinin bağı cözülmüştü.Düşmek üzereyken Aras onu kucağına aldı ve arabaya taşıdı.

….

Hazal,yemeğini karıştırmayı bırakıp meyve suyunu eline aldı.Onur’un babasıyla muhabbet eden Ece denen kıza baktı.Güzelmiydi? “belki biraz” dedi dürüst olmaya çalışan iç ses.Dudak büktü.Kayra ondan bin kat daha güzeldi.Başını çevirip kendisi gibi kızı süzen dostuna baktı.Bir saniye sarı saçlarını yadırgadı ama uzun sürmeden alıştı gözü.
Ecenin anlattıklarını ilgiyle dinliyor,espirilerine gülüyor,muhabbet eddiyordu Eceyle Kayra.Hazal zerre kadar haz etmedi bu gereksiz samimiyetten.Kayra’nın savaşmaktan kastı bu muydu?
Onur,sessizce oturan Hazalı ortama dahil etme çabasıyla :
-Hazal ,Ecenin yamaç paraşütü yaptığını söylemişmiydim? dedi.
Gerçekten arkadaş olmalarını umuyormuydu!?
-Sahimi? yaptığı ayağı yere basan birşey var mı?
Ece gülmüştü.Hazalın alaylı yüzüne bakarak.”salak bu kız heralde hakaret ettim iltifat aldı .”dedi içinden Hazal.Onur masanın altından dürttü onu.Ama Hazal bakmadı yüzüne bilerek.Şuan görmek istediği son şey ona rica eder gibi bakan Onur du.Yemeğiyle ilgileniyormuş gibi yaptı.Onur iki defa daha ayağıyla dürttü onu.Hazalda sinir olup dürtünün geldiği tarafa masanın altından bi tekme savurdu.
!!!
Yanlışlıkla Emele vurmuş olmalıydı.Emel ağzındaki suyu masaya püskürttü sonra da acıyla böğürdü.
Öldürmek ister gibi Hazala bakıyordu Emel.Hazal isteyerek yapmamıştı ama pişmanda sayılmazdı.Hatta içeri gidip tepine tepine gülmek istiyordu o suratına.Onur gereksizce Emele mahcup baktı.
-Afedersin benim hatam.Özür dilerim.
Ne gerek vardı Hazalın suçunu üstlenmesine?Ama Onur böyle biriydi işte.

Hazal biraz olsun yatışan emele bakmaktan vazgeçip Onura döndü yüzünü.Onun yüzünde de gülmemeye çalışan bir ciddiyet görünce daha çok gülmek istedi.Ama dudağını ısırdı.
Emel masadan kalkıp içeri gidince görevli kadınlar gelip onun önündeki tabakları değiştirdiler.

Bir dakika sonra Emel topuklarını yere vura vura geri döndü.
-Hazal kapida biri var erkek arkadaşın olduğunu söyledi.
Emel o küçük beyniyle intikammı alıyordu?Hazal ” hadi ya?” bakışı takınmak üzereyken Onurun yüz ifadesini gördü.Kızgın gergin patlamaya hazır.Kayra onu masanın altından dürttü kalkıp sözde erkek arkadaşına bakması için.
-İzninizle,dedi kalkarken Emele pis bi bakış atmayı ihmal etmedi tabi.
Cam bölmeye geldiğinde giriş kapısında gerçekten birinin olduğunu sanmıyordu.Bu zamana kadar Emelin her türlü oyununa mağruz kaldığından içgüdüseldi.Kapıyı açtığında karşısında birini görmek gerçekten şaşırtmıştı onu.
-Hakan ?
-Başka birini mi bekliyodun?
-Yok bu saatte gördüğüm için öyle tepki verdim.
Hakan utangaç bir gülümsemeyle elindeki zarfı uzattı.
“bunu vermek için geldim-”
Hazal aldı zarfı.
“fakültede yarın akşam parti var.”
-Neyi kutluyolar?
-müfettişlerin verdiği yüksek notu.
Hazalın bakışları dondu.Demek Buğranın uğraşları boşuna gitmişti.Suçlular kurtulmuştu.
-seni görmek için bahane aslında” dedi Hakan utana sıkıla.
-Ha?
Hazalın aklı Buğrada olduğundan anlaması geç olmuştu.
-Ne? başka bişe mi var?
-yo hayır seni görmek istedim sadece.
Hazal kaşlarını çatıp cümlenin altında yayan anlamı tarttı.’beni özlediğini falan mı ima etti bu şimdi.iyide 2 gün önce görüştük ne alaka?’
O sırada ön kapı açıldı ve Onur sanki kavga etmeye gelir gibi hışımla bahçeye girdi.Hakan gülümseyip elini uzattı Onur gelip önünde durunca.
“ben Hakan.Hazalın fakülteden arkadaşıyım.”
Onur elleri cebinde dik dik baktı Hakan’a.
Hazal araya girip açıklama yapma gereği duydu
-Onur,Emelin attığı yeme sazanlamıcak sın dimi?
Onurun yüz ifadesi 360 derece dönüp mahcubiyete büründü.Belliki Emelin uydurmuş olduğunu yeni anlamıştı.
-Ben Onur memnun oldum.
Artık kedi gibi uysal sayılırdı Onur.Hakan iyi geceler dileyip gidince hala tutumu için mahcup duruyordu.
-onu sahiden erkek arkadaşın sandım.
Hazal ellerini cebine sokup ” öyle evet,dedi.
-of anladın işte flörtün sandım.
Hazal kahkaha attı.
-Flörtüm? siz Eceyle ilişkinize böyle diyosunuz heralde?
Onur,Burnunu sıktı Hazalın.
-konu Ece değil şuan.Gerçekten sevgilin değil dimi?
Hazal kızarak burnunu kurtardı Onurdan.
-öyleyse bile sana ne?
-değil biliyorum ,dedi Onur kendini rahatlatır gibi.”ona bakarken ki bakışlarında en ufak bi aşk kırıntısı görmedim.
Hazal gözlerini devirdi.
-nerden bilcen aşık bakışımı? doğru söyle beni hiç öyle aşık aşık bakarken gördün mü?
Onur emin değilmiş gibi dudak büktü.

-şu lisedeki Atakan denen çocuğa bakmıştın bir iki kez.
-demek Atakanı hatırlıyosun? kaburgasını kırıp babasının dükkanına arabayla daldığını da hatırlıyosundur o zaman?!
Onur gözlerini kaçırdı.Hazal için o günleri hatırlamak bile sinirlenme sebebiydi.
-Yemin ediyorum Onur eğer bir daha sevgilim olacak kişiye en ufak bir asabiyet eylemi sergilersen-
-Ne? naparsın?
-Onuda alıp deniz aşırı ülkelere kaçarım!
Hem şaka hem ciddi bi bi tehditti.Onur gülümsedi.Hazal devam etti.
-ve sen yeğenlerini resimlere bakarak sevmek zorunda kalırsın.
-yeğen?
-hmm benim çocuklarım yani?
Onur kahkaha attı.
-yani bana dayı dicek olan müstakbel ufaklıklar?
Hazal gülerek başını salladı.Onur parmağını tehditkar salladı.
-tamam sevgiline bişe demem.Ama uzak ülkelere kaçıp çocuk yapmak yok?!
Hazal gülmekten cevap veremedi. Birlikte içeri girerken onur tebessüm ediyor Hazal hala gülüyordu.

….

Yarım saat sonra oturma odasında tatlı eşliğinde sıkıcı bi muhabbetin ortasindaydılar.Kayranın ,Hazalın zerre ilgi duymadığı Eceyle muhabbete doyamıyor olması iyice çekilmez yapmıştı bu geceyi.Sonra aklına birşey geldi endişeyle tüm vucudu gerildi.Taşınırken bulamadığı fotoğraf albümünü hatırlamıştı.
“şişşt-,dedi Emele doğru.Emel tlfnundan başını kaldırıp Hazala baktı.
-Acaba bir ihtimal fotoğraf albümümün nerde olduğunu biliyor olabilirmisin?”
Emel güldü.Hazalın içi cız etti.Demek korktuğu şey olmuş Emelin eline geçmişti bildiği tek hazinesi.
-ver hemen?!
-Tavan arasında,dedi hiç uzatmadan.
Hazal yerinden fırladı.Eğer Emel onu yalvartmadan yerini söylediyse bu hiç hayra alamet değildi.
Merdivenleri 3er 3er zıplayıp tavan arasına çıkarken eski eşyalarla dolu toz deryasının her santimini aramaya kararlıydı.Ama buna hiç gerek yoktu çünkü tüm resimleri tozlu zemine yayılmıştı.
İçinden kocaman bir inilti koptu.Dizlerinin üzerine çöküp tek tek toplamaya başladı kimisi buruşturulmuş kimisi yırtılmış resimleri.Yıllardır itinayla biriktitdiği hazinesini bu halde bulmak yeterince üzücüyken birde önceden anne babasının yan yana durduğu şimdi sadece annesinin ve babasının kolunun olduğu resim geldi eline.
Dizlerinin üstünde durmayı bırakıp oturdu.Resme baktı acıyla.tozlarını silerken” sizi özledim”dedi annesine.Gözlerinden diki damla firar etti.Hazalın gıkı çıkmadı.
Arkasından gelen minik dikkatli adımları duyunca hemen sildi gözlerini.Böyle onu bölmek istemez gibi gelen olsa olsa kayra olurdu.Hazal dönüp bakmadan sessizce yaklaşıp hüznüne ortak olmasını dinledi dostu sandığı meçhulün.Kayranın olamayacak kadar uzun boylu bir gölge örttü yere çökmüş oturan Hazalın üzerine.Çok değil bir kaç saniye sonra tam arkasında birinin onin gibi yere oturuşunu duydu.
Kayra ağladığını mı anlamıştı? Rahatsız olmasın diye de arkasına oturmuştu?
-Ağlamıyorum yanıma gelebilirsin,dedi gülmeye çalışarak.

Ve o an bir şeyleri yadırgadı Hazal.Ağır derin soluklar,kalbini hızlandıran o parfüm kokusu? yoksa-
Hazal arkasını dönüp tahmini ni doğrulayamadan bir çift kol dolandı omuzlarının aşağısından sardı onu.
Buğra, arkasına çömelmiş sarılmıştı Hazal’a.Çenesini saçlarının serili olduğu omuzuna dayadı.
Hazal,hareket etmedi uyuşmuş kalmıştı resmen.Buğra olduğuna emindi ama başını çevirip ilk defa bu kaday Yakından gördü Buğranın gözlerini.Hemen önüne döndü.Gözlerini yumup omuzundaki huzuru içine çekti.Sırtınında duydu Buğranın kalbini.gümbürtüsünü kazıdı saniyede hafızasına.İstemeye istemeye kurtuldu Buğranın kollarından

Nasıl bir histi bu!? ona yakın olmak nasıl böyle güvende ve sonsuz huzurun yuvasına düşmüş gibi hissettirebilirdi.Bir ay öncesine kadar Buğrayı tanımıyordu bile.Tüm bunları saniye de yadırgayıp aklından attı.İstediği tek şey keşke çıkmasaydım kollarının arasın dan dı.Ama resimleri toplamaya devam ediyordu ona bakmadan.
-Niye sinsi sinsi burda dolandığını sorsam ayıp olmaz heralde?
Buğra yerden Hazalın gülümseyen bi resmini aldı.
-Burda kaldığım zamandan bir iki eşyam vardı onları almaya geldim.
Hazal uzanıp elindeki fotoğrafı aldı.Buğra vermek istemez gibi çekti resmi.Belkide resmi çekerse Hazal tekrar kollarına düşer diye ummuştu.
“yardımcılar tavan arasında dediler.Kimseyi rahatsız etmeden alıp gitcektim.
Hazal:
-Yıne olmaman gereken bir zamanda yapmaman gereken şeyler yapıyosun.
Buğra gülümsedi.
-Belkide yapmam gereken birşeydi? nerden bilebiliriz?
-Kendime neyin gerekli olduğunu benden iyi biliyo olamazsın .
Buğra yerden bir resim daha aldı.Hazal la Onurun el ele bir resmiydi.
-aynı anda hem belirgin hem o kadar belirsizsin ki Hazal-
Hazal resim toplamayı Buğranın elindeki resmi almak için yarıda kesti:
-İşte seni benden uzak tutacak bir sebep.
Buğra parmaklarının arasından kayıp giden resme bakmayı sürdürdü.
-Ama ben bilip bileceğim herşey senden olsun istiyorum.
Bunu yapmak zorundamıydı?!Hazal öyle şatafatlı edebiyata kolay kolay kurban olmaz zannediyordu kendini ama Buğranin içten sesi işe karıştıysa bu cümle geceler boyu kafasında yankılancak demekti.
Gözgözeydiler.
Hazal cevap vermek istemedi.Zaten mecali yoktu onu vazgeçirmeye.
Buğra gülümsedi.gamzelerini mayın gibi döşemişti yine yüzüne.Hazal utanmasa seve seve basardı dudağını ama tehlikeli bölgeye girmeye cesareti yoktu henüz.
“yeğenime vermem için bana bir resmini ver.,dedi pat diye karşı koyulması zor bir sesle.
Hazal,gözlerini kırpıştırdı şaşkındı.
“Ne?
-Seni mağazada gördüğünden beri seni sayıklayıp duruyo.bi resmini verirsem belki nefes alır.
Hazal elinde olmadan gülmüştü.
-O kız yeğenin miydi?
Buğra elini Hazala uzatırken başını salladı.Hazal nası kıydığına inanamayarak itti elini.
-Olmaz.
-Yapma ama! alıp kendime saklıcamı düşünüyosan-
-Hayır,dedi Hazal inanamayarak.” sırf beğendi diye ona resim göndermem.
Buğra elini indirdi pes ederek.
Yine gülerek gözgöze kaldılar.İçine bahar düşmüş gibiydi Hazalın.Hayır baharın içine düşmüştü.Onun gülüşüyle çiçek deryasında soluksuz kalıyordu .

-Haberin varmı bilmiyorum ama yarın akşam bi kutlama yemeği veriliyo fakültede.
Buğranın gülüşü yüzünde asılı kaldı bir an sonra yavaşça solup gitti.Hazal bildiğini anladı.Devam etti.
-Hakan uğrayıp o söyledi.yarın 8 de ymiş.
-Buraya mı geldi?
-Davetiye getirdi.
-yarın fakültede de verebilirdi.
Buğranın yüzündeki kızgınlık nedense eğlenceli bir şeyleri çağırdı Hazalda.Ama geri bastırdı onları.
-mesele o değil.Eğer uzaklaştırma kararı çıkarsa hakkında boşu boşuna riske girmiş olcaksın.
-Çabalamışsan hiçbir şekilde boşuna değildir.
Hazal telaşlandı ufaktan.
-Ben geleceğin için dedim.Çabanı küçümsemek gibi bir amacım yok.
Buğra yarı karanlıkta büsbütün kızgın gözüküyordu.
-Eğer çabama en ufak bir saygın varsa Hakan la görüşme.
Hazal duyduğuna inanamadı ilkten
-Ne alaka?
-İsteddiğim için yapamıyosan uyarı olarak düşün ama onunla konuşma.
Hazal kaşlarını kaldırdı kararsızdı.
Buğra gözlerinin içine baktı.
-uyarımı kulak ardı edip onunla görüşmeyi kesmiceksin dimi?
-Genelde arkadaşlarımı başka biri istedi diye değiştirmem.
Buğra’nın yüzündeki çaresiz bakış pişman etti söylediği şeye.Buğra başka birşey demeden eşyalarını aramaya başladı.Hazalda durup onu izlememek için aşağıya indi,arkasına dönüp bakmak için yanıp tutuşuyordu ama bakmadı.
Buğra,çantasını bulup kaldırdığında üzerindeki bir şey boşlukta süzülüp yere düştü.Hazalın resmiydi.Belliki çantayla duvar arasına düşmüş hazalın gözünden kaçmıştı.Gülümseyerek eğildi.fotoğrafı gömleğinin cebine kalbinin üzerine koyup kalktı.Bu resim onun hakkıydı.Hazala vermeyi aklından bile geçirmedi.

…..


-Hazal?
-hım?
-Uyudun mu?
-Hayır.Uykum yok
-Benimde.
Kayra nın odasında yer yatağında uzanıyordu Hazal.Uyumaya karar verdiklerinden beri 1saat geçmişti ama belliki bu geceyi de yarı uykusuz geçircekti.Kayra Hazala doğru döndü.Hazal da ona döndü.
-Ne düşünüyosun?
-Ecenin Onura veda edişini.
Hazal düşününce bile sinir olmuştu.
-ııiy yutmaya çalışıyodu resmen Onuru.O neydi öyle ya.
“onun gibi olmak istiyorum.”
Kayra hem robot gibi hem ağlamak ister gibi bakıyordu.Zaten çok beyaz tenliydi bide gece lambasının az ışığında kansızlıktan ölmek üzereymiş gibi bi izlenim bırakmıştı Hazalda.
-saçmalama Kayra kız sürtüğün teki!
-Ama Onur onu beğeniyo.Madem öyle seviyo sevdiği gibi olurum bende.
Hazal ciddi ciddi korkmaya başlamıştı.
-sürtük yani?
Kayra başını salladı.
Hazal uzanıp yorganı Kayraya örttü.
-kuzenin düğünde terk edildi,sabahın köründe uçak yolculuğu yaptın,bence iyi değilsin.uyu geçer sabah sağlam kafayla konuşuruz.şuan saçmalıyosun.
“tamam uyuyorum o zaman.
“uyu…

Sabahın sekizi….
Hüma,zıplayarak merdiveni indi.Yasemin Aras ın onu görmeye geldiğini söylemişti.Ama giriş katında kimse yoktu.Yüzünü asıp arkasında duran yasemine baktı.Şoförü içeri girip:
-Aras bey bu buketi size bıraktı.
Birden neşelenmişti Hüma.
-Hiii!!!!! çok güzel bu çiçekler.
Çiçekleri koklayıp üzerinde ki notu aldı.
“umarım dünden daha iyisindir.numaramı bırakıyorum.beni müsait olduğunda ararsan sevinirim.”
Hüma kartı 5 defa okuyup Yasemine uzattı.
“o gerçek bi prens!!!”

…..

Hazal,çok uzun süredir gelmemiş gibi hissetti fakülteye girerken.İçi sıkıldı.Sanki hissetmişti olacak olanları.
Öğlene kadar Buğrayı görme umudu itekledi onu.Öğleden önceki  son ortak ders sınıfına girip de onu öne yakın bir sırada görünce kalbi uçtu uçacak gibi çırpındı.Buğradan kaçmak istemekten ölesiye korkup,bir yandan da dayanılmaz bir istekle kendini ona gitmekten kendini alıkoyamıyordu.Gidip yanına otururkende o çekimin kurbanı olmuştu.
Buğra biraz şaşkın ama mutlu bir bakış dışında bir tepki vermeden Hazala bakıp önüne döndü.Sessizce birlikte olmanın huzurunu içlerine kazıyorlardı sanki.
Ama bu mutlu sessizlik Hakan gelip Buğranın diğer yanındaki sandalyeye oturana kadar sürmüştü.Hazal garip gerginliği,Buğra hakana bakmadan

” defolup başka bi sandalyeye gitmek için 3 saniyen var”dediğinde anlamıştı.
Hakan umursamadan kitaplarını çıkardı.Buğranın sinirden patlamak üzere olan yüzüne şok içinde baktı Hazal.
-niye şunu 30 dakika yapmıyoruz.Ders bitimeden gitmiyorum.


Hakan hem rahat hem gergin di.Ikisi bir aradaydı işte.
Buğra kendini sakinleştirmeye çalışır gibi derin bir nefes alıp aniden masanın üzerindeki kitapları Hakanın suratına ‘patt!’ diye çarptı.Sınıftaki diğer öğrenciler dikkat kesilip onlara baktı.
Hazal şaşkınlıkla öfkesinden nefret dolu bakan Buğraya ve kitapların yüzünü kıpkırmızı ettiği Hakana bakıyordu.
-eğer şimdi de basıp gitmesen sandalyeyi kafanda dağıtırım! sakın karşıma çıkma!
Buğranın sıkılı yumruğu tehditkar sesi Hakanı bu defa kaldırmaya yetmiş gibiydi.Kıpkırmızı olmuş bir yüzle eğilip yerden kitaplarını aldı ve Hazalla gözgöze geldi giderken.
Hazalın içi cız etti.Çantasını sırtına vurup kalktı.Buğra bileğinden tutup durdurdu onu.
“Şimdi gidersen kırgınlığım sana da bulaşır.yapma.
Hazal cümleyi anlamamıştı. kızgın kızgın çekti elini Buğradan.
-Az önce yaptığın şey berbattı!
Buğra birşey söylemek üzere gibi oldu ama uff çekip başını çevirdi.
Madem anlatmaya değer görmüyordu Hazal da en büyük protesto biçimini uygulardı.giderdi….
Hakanı kafeteryada bahçede aramıştı ama bulamamıştı.En azından onda bir cevap bulabilirim diye düşünüyordu.İçinde Buğra hakkında dev bir hayal kırıklığı rotasını almış yürürken Hakanda kendine benzer taraflar görüyordu.Sanki Emel tarafından tüm o küçük düşürücü şeylere mağruz kalırken,bambaşka bir yerde Hakan da aynı şeyleri hissetmişti.Buğra’ya yakıştırdığı kızgınlık azar azar yayılırken canı yandı Hazalın.
Dahası bu gün Buğra ve Hakana zorbalık yaptığını son kez görmeyecekti.
Son dersine girmeden spor salonunun önündeki kalabalığı görünce ‘nolur yine Buğra olmasın ‘duasıyla yaklaştı.Ama görmeden kulakları duyuyordu.Buğra yine zıvanadan çıkmış gibi bağırıyordu.
-O kısıtlı beyninle beni yendiğini zannediyosun !? mutlu musun ? ha?!
Buğra eliyle itti Hakanı.Ama Hakan tepki vermedi.Buğra sanki hakan karşılık versin diye çabalıyordu.

Hakan sendeledi ama düşmedi.Bezgin ve mağdur Buğraya bakıyordu.

-elimden aldığını sandığın o şeyler asla gerçekten senin olmayacak biliyosun dimi?!Sen hiç birşeyi olmayan bir adamsın.Dostun yok! ailen yok! onurun bile yok!
Buğra böğüre bağıra öfkesini Hakana kusarken en ufak bir rahatlama belirtisi göstermiyordu.
Hakan güldü.
-Hiç birşeyim yok sanıyosun ama hayır çok önemli bir şeyim var.
Hazal,Hakanın bu cümleyi onun gözlerine bakarak söylemesinden anlamıştı o “bir şeyin” kendi olduğunu.Buğra  bakışını takip edip Hazalı gördü ve hemen Hakana geri döndü.Delirmiş gibi görünüyordu.
-ne sanıyosun? senden hoşlandığından mı ? hayır! aptal suratına acıdığından yanında!
Hazalın duyduklarına inanamayan kulakları uğuldadı.Olamazdı bu tanıdığı buğra olamazdı.Yada o şimdi görüyordu gerçek yüzünü.
Buğra konuşmaya devam ediyordu.
-Onun kalbi çoktan benim -
Bu ne tür bi öz güvendi? nasıl böyle Hakanı küçümsemek için Hazalın hislerini kullanabilirdi?
-kes şunu! diye bağırdığında öfkeden kızarmıştı Hazal.
Buğra ,başını çevirip hızla yaklaşan Hazala hayal kırıklığıyla baktı.
“naptığını zannediyosun sen! onu bu kadar insanın önünde aşağılama hakkını kim verdi sana?
Buğra güldü dalga geçer gibi.Hazalın canı yandı.Sevdiği böyle birimiydi?Sırf yapabiliyo diye birisini ezebilcek bir adam?
Buğra başını salladı “hiç bir şey bilmiyosun.”
-şu gördüklerimden sonra hakkında başka birşey duymak bilmek görmek istemiyorum.
Buğranın ifadesi donup kaldı ilk.Sonra buz gibi baktı Hazala.Sanki elinde bir kesik varmışta ona acı veriyormuş gibi yüzünü sıktı.Birşey söylemek ister gibiydi ama ağzı sımsıkı kapalı arkasını dönüp gitti.
Gökçe,Buğranın peşinden gitmek için kalabalığın icinden çıktı ve Hazala kötü kötü baktı.
“Aptal…
Sesini duymamıştı ama dudaklarını okumuştu Hazal.Buğranın onu ikna etmesini deli gibi istemesine rağmen onların birlikte gitmelerine göz yumdu.
“iyimisin?
Hakan iyi olmak umrunda değilmiş gibi omuz kırdı.Buruk buruk gülümsedi hazala,ama ona gülümseyemeyecek kadar harabeydi hazal.Arkalarındaki grup uğultuyla dağılıyordu.
“Benim için tartışmana gerek yoktu,dedi Hakan yine bir minnet belirtisiyle.
“boşver,dedi mırıldanarak.ve Hakanı bırakarak sessiz kalıp aklını toparlayacağı bir köşe bulmak için bahçeye çıktı.Henüz farkında değildi ama Hakanda peşinden geliyordu.
Çam altındaki bir banka çöktü.Hangisi daha üzücüydü? Bugranın gerçekten böyle olduğunu görmek mi yoksa görmemiş olmayı diliyor olmak mı?Başını ellerinin arasına aldı.Sanki kumdan kulesini o daha doya doya izleyemeden deniz alıp götürmüstü.Kursağında takılmış sevinci midesini kaldırıyordu.Gerçekten idesi bulaniyordu.Gerçekten hayal kırıklığı yaşadığında yada üzüldüğünde olurdu hep.Eğer kendini sakinleştiremezse bu bulantılar kramplara dönüşecekti.Ama kendi değil Buğra gelip onu ikna edip rahatlatsın istedi.


fakültenin balo salonunda yapılan kutlamaya katılmak için taksiden iniyordu Hazal.Birden elbise değilde pantolon gömlek giydiğine pişman oldu.Keşke hüma yı dinleseydi.
Artık geri de dönemezdi.Birşekilde bitirip geceyi gitmeliydi.Masalara kurulmus bir yığın ilgili kalabalığı aşıp içeriye doğru ilerledi.Tanıdığı tüm kızları yanlarındaki partnerleriyle meşkul görünce tek geldiği için pişman oldu.
“keşke Onura söyleseydim.Bu ne ya bu saçma elbiseyle sap gibi dururum burda.herkes damlı! bi ben damsız.uf sanki çok umrum .
Hakan koşar adım yüzünde koca bir gülümsemeyle ona doğru geliyordu.Hazalda gülümsedi.
“çok güzel görünüyosun,dedi Hakan gerçektende büyülenmiş gibi bakıyordu.Hazal o an Buğrayı gördü.Masada oturuyordu üzerinde siyah bir takım vardı ama bakışları kadar siyah değildi.Hazal gözlerini umursamazca ondan aldı.Kızgındı ama onu görmek içinde fırtına etkisi yapıyordu.~niye burdayım?niye karıştım bu savaşa? niye?~
“senden bişe istesem yaparmısın?
Hazal başını ‘ne?’der gibi salladı.Kendini seviyeli tutuyordu elinde olmadan.sanki bir seçim yapması istenmişte o Hakanı seçmişti.İsyan etti ruhu.~istemiyoruuum~diye bağırdı içindeki ses tepine tepine.~Buğra’yı geride bıraktığım hiç birşeyi istemiyorum~
Hakan bilmiyordu tabi Hazalın iç savaşını.
-Birazdan bana ödül verilcek.Ödülü rektöre sen getirebilir misin?
-ne? niye ben?
-benim için çok önemli lütfen.
-Tamam madem bu kadar istiyosun.
Hakan çocuklar gibi içi içine sıggmayarak teşekkür etti ve Hazalı elinden tutarak sahnenin arkasındaki odaya sürüklemeye başladı.Hazal elini çekti ama başaralı olamadı kurtarma girişimi.
-Burda bekle ve sana söylendiğinde çıkıp ödülü getir.
Hakan giderken uyuz rektör kürsü de konuşmasını yapıyordu.Hazal perdenin kenarından bakıp Buğrayı aradı.Yüzünde teslim olmuş ama isyana meyilli bi bakış vardı.Gökçe de hemen yanında onunla birlikte somurtuyordu.
Sonra iki görevli yan tarafta aralarında konuşmaya başladılar
“Bu ödül verilmese şaşardım zaten.
“köstebeklik yapmış bu çocuk öylemi?
Hazal gözü Buğrada onları dinliyordu.
“tabiki eğer biri bilgi taşımasaydı teftiste herşey ortaya çıkardı.
“4 ayak üstüne düşerler hep bilirim.Ben uzaklaştırılcak olan delikanlıya üzüldüm.
‘levendoğlu? evet yetenekli bi doktor adayıydı.
Hazal yıkılcak gibi oldu.Buğradan bahseddiyorlardı.
‘duyduğuma göre çocukluk arkadaşıymışlar.Bu zamanda kardeşine bile güvenmiceksin işte.
“gammazın bursunu veren de bu çocuğun babası biliyomuydun?
“evet öyleymiş.Üstelik adam bu konuda oğlunu suçlayıp evden bile kovmuş.”
Gerisini duyamıyordu Hazal.Beyni aceleyle patçaları birleştiriyordu.”en başta Buğranin ortağım dediği Hakan dı! Buğranın Onurların evine kalmaya geldiğinde ne dediğini hatırladı~ babamla tartıştık evden ayrıldım~.demek o zamandan beri Hakan ona ihanet ediyordu.Bide yüzsüz yüzsüz Hazalın ödülü vermesini istemişti!?
Koşarak çıktı odadan ve Oturan insanların meraklı bakışlarına aldırmadan Buğranın sağına gelip durdu.
Buğra hala aynı soğuk yüzle konuşmayı dinliyordu.Hazala dönüp bakmadı bile.Ama Hazal o bakana kadar saatletce öyle dikilebilirdi.Aptallığının bedelini nasıl olursa olsun ödemeye hazırdı.Nası ondan şüphelenebilmişti.Onu nasıl Emelle bir tutup yargısız infaza bırakmıştı?
Bir dakika sonra Buğra sadece başını çevirip buz gibi baktı Hazala.
“konuşabilir miyiz? dedi Hazal,bir cesaret.
Buğra onu umursamadan tekrar önüne döndü.
“söyle.
Hazal ilk cümlesi ne olsa nasıl özür dilese bilemeden bir an kararsız kaldı.Birden gökçeyle göz göze geldi.Onun neden kızgın olduğunu anlıyordu şimdi.O biliyordu başından beri ama Hazal anlayamayacak kadar salaktı işte.
“birilerinin çok köşeli jetonu düşmüş .
Gökçeydi.Alay lı sesi Hazalı kırmayı umuyordu.
Hazal şuan her türlü cezayı kabul ediyordu.kim verirse versin fark etmezdi.
Gözlerini Buğranın kızgın profiline çevirdi Hazal.
-özür dilerim,dedi en içten sesiyle.
Buğranın sessiz fırtınasında yaprak kımıldamadı.
Hazal devam etti:
-Benimle bir daha konuşmak istemezsen anlarım.Özür dilerim birinden duymadan anlayamayacak kadar aptal olduğum için.
Buğradan bir tepki bekliyordu ama yine Gökçe konuştu:
-Hah! işte bu akşam duydugum en doğru şey.
Buğranın hazala tepkisiz kalması gibi hazal da gökçeye tepkisiz kalıyordu.
“şu gördüklerimden sonra hakkında hiçbirşey duymak bilmek görmek istemiyorum ‘ a  noldu?”
Gökçe bugün onun Buğraya sarf ettiği cümleyi şimdi yüzüne vuruyordu.
“tükürdüğünü bu kadar çabuk yaladığını görmek midemi bulandırıyo.”
Hazal gözünü Buğradan almadı.Gökçe istediğini söyleyebilirdi.Hazal için önemli olan Buğranın ne söyleyeceğiydi.Ama gökçenin kızgınlığı geçmiyordu.
“Yüzsüz yüzsüz hala burda dikiliyosun.”
Buğra bunalmış bir “offfffff! “çekerek ayağa kalktı.İkisinin de yüzüne bakmadan sandalyesini itti.
Çekip gidiyor! dedi iç sesi panikle ilkten ama Buğra onu bileğinden tutmuş peşi sıra götürüyordu.

Böyle elimden tutsa dünyada gitmeyeceğim yer yoktur heralde diye düşündü Hazal.Ama şimdi Buğra’nin arkasından üst kata sürüklenirken duyacağı şeylerden korkuyordu.Ya affedemez se?
2. katın en kösedeki ucuna geldiklerinde Sırtı Hazala dönük durdu Buğra.Elini gevşetti ve Hazalın bileği ince bir su sızıntısı gibi kaydı parmaklarının arasından.Derin bir nefes alıp yüzüne çevirdi .
Hazal Buğranın hayal kırıklığı dolu yüzüne baktıkça ağlamak istiyordu.
“niye bana söylemedin?gidip onun yanında durdum! suçsuzken kendini suçlattırdın bana.
Buğra güldü.Ama normal bir gülüş değildi.Acıyı çağrıştırmıştı Hazal’a.
-tabi ya.Vicdanın yüzünden böylesin.
Hazal bunun nesinin kötü olduğunu düşünüyoken Buğra devam etti:
-Vicdanın yüzünden koşa koşa yanıma geldin.Gökçenin aşağılamalarına o yüzden sesini çıkartmadın.Kendine ceza verdin!
Evet doğruydu ama Buğra niye kızgındı buna.
-Hatta-
tek eliyle hazalı belinden kavrayıp kendine çekti.Aralarındaki mesafe sıfıra inerken Hazal nefesini tuttu.Buğranın verdiği öfkeli nefes Hazalın yüzünde dağıldı.
“şimdi Hakan bize bakıyoken seni öpsem-
Hazal göğsündeki deli gümbürtüyü dinledi bir saniye.Kendi kalbimiydi yoksa Buğranın kimiydi emin olamadı.Bu yakınlıkta zaten fark etmezdi.Buğra konuşmaya devam etti ve onun verdiği nefes tekrar Hazalın ciğerlerine doldu.
-bana izin verirsin…
Bu yakınlık başını döndürmüştü evet ama aklı hala başındaydı.Tekrar o ikisi arasındaki rekabete karışmaya hiç niyeti yoktu.Buğranın dudakları onunkileri bulmadan itti kendini.Buğradan uzaklaştı.
-Aranızdaki şeye beni karıştırmayın.dedi zayıf bir sesle.Kalbinin telaşı hala geçmemişti.yüzü yanıyordu.
-Çok geç.Çoktan karıştın.
Buğra da en ufak bir heyecan belirtisi görememişti.Aynı hayalkırıklığından bozma umursamazlıkla süzüyordu eli auağına dolanmış Hazalı.
“kimin yüzünden ? ha kimin? eğer bana anlatsaydın bunlar olmazdı.
-ne sana dedim ondan uzak dur diye!
-Ama sebebini söylemedin.
-Biraz olsun güvenmiyosun dimi bana? seni uyardığım sana sarıldığım akşamın sabahında gelip bana neler söyledin!
Şimdi öfkeli gözüküyordu.Hazal sesine lütfen yumuşaması yaparak cevapladı.
-Ben sandım ki ona sebepsiz zorbalık yapıyosun.Emelin bana yaptıkları geldi gözümün önüne.Onun gibi sandım.
-ne!? bir o kaçık kızla kıyaslanmadığım kalmıştı! sağ ol güvenin için.
Hazal bir cesaret gözlerine 2 saniyeden uzun baktı Buğranın.
‘özür dilerim..
Buğra derin bir nefes alıp başını iki yana salladı.
‘istediğin kadar tekrarla duymak istediğim şey bu değil.
Hazalın aklı karışmıştı
-O zaman bana duymak istediğin şeyi söyle.
Buğra gözlerinden okumasını bekledi sanki sessizce.Hazal birşey demeyince
-Sen bul,diye mırıldandı.
Hazalın aklı çalışmayı mı bırakmıştı? mola vercek zaman değildi şu an !
“boşver ,dedi Buğra acımasız hayalkırıklığıyla.”duymak istemiyorum artık.
Buğra dönüp diderken Hazal arkasından gitmedi ve gitme de demedi.Kızmaya başlıyordu.Ne işte özürse özür? ne bekliyodun ayaklarına mı kapansaydım?!
İçinden geçerken bunlar aslında ağlamak istiyordu.Tepine tepine ayaklarını yere vurmak bağırmak istiyordu.
Buğra arkasına bakmadan aşağı ya inip Gökçenin yanına oturdu.Hazal daha da kızdı.Hızlı hızlı soluyarak merdivenlere yöneldi.İnerken yanından geçen garsondan koca bir bardak ne olduğunu bilmediği bir içeceği alıp tek dikişte bitirdi.Garson ‘çarpmasın?’dedi Hazala beğeniyle bakarken.
Hazal öksürdü.Sanki çamaşır suyu içmişti.
‘su yokmu? dedi ekşi bir yüzle.Garson başını iki yana sallayınca merdivenleri inmeye kaldığı yerden devam etti.Az daha düşecekken parmaklıklara tuttu.Dengesini tekrar sağlayınca gözleri Buğrayı aradı.Salonun ortasında Gökçeyle dans ediyordu.
Hazalın içinden fışkıran kıskançlık deli deli şeyler sokmuştu aklına.Birincisi gökçeyi saçlarından çekip Buğranın kollarından almaktı.İkincisiyse kaptığı ilk içeceği ikisinin başından aşağıya dökmekti.
Başı dönüyordu.Bu kadar çabukmu sarhoş olmuştu?Bu düşündüklerini yapma güveni o yüzdenmiydi?

Madem tezalet çıkaracaktı biraz daha cesaret lazımdı.Eline geçen tüm içecekleri bir bir içeken içinden gelen kusma hissini bastırdı.
Buğra Gökçeyle dışarı çıkıyordu.Onları takip etmeliydi ama adımları dolanıyordu birbirine yürümuk ne zormuş meğer.
Dünya deli gibi dönsede vazgeçmedi .Ve bahçeye inip onları öpüsüyoken görünce dünyası dönmeyi bırakıp tepe taklak oldu. O ikisi! o ikisi ! Buğra nasıl öpüşürdü onla? iki saniyeden fazla kaldırmadı yüreği ardasını dönüp yere çöktü.Hayır resmen yere yığılmıştı.Çıkıntılı zemin dizlerini kesmişti ama umursamadı.Birazdan elleri de yerdeydi. Gözleri karardı…

07:30
….
Gözüne güneş ışığı geliyordu.Hafifçe gözlerini araladı.Hala çok uykusu vardı yorganı kafasına çekti.Birden kafasında o bildik soru belirdi”bu gün dersim varmiydi?
Gözlerini açtı Birden bambaşka ve çok daha mühim bir soru dank etti.
“Nerdeyim ?!
Çarpılmış gibi yerinden fırladı.Panikle etrafına baktı.Kimin evindeydi? bu üzerindekiler kimindi akşam giydiği kıyafetler nerdeydi?!
Hazal telaşla hatırlamaya çalışırken kapısı tıklandı.Gel demeye cesaret edemedi ama zaten çalan kişi cevap beklemeden içeri girmişti.Tanıdık güzel bi genç kız sımsıcak gülümsedi ona
-uyanmışsın.daha iyimisin?
Hazal birşey demedi.Şuan kızı tanımaya çalışıyordu.Evet bulmuştu!
-sen yoksa Buğranın yeğenimisin?
Kız güldü.
-yani hiç bişe hatırlamıyomusun?
Hazal başını iki yana sallayınca kız halden anlar bir ifadeyle omuzunu sıvazladı.
-hepimiz için zor bi geceydi.Özelliklede Buğra için.
Hazal nedense yerin dibine girmek istiyordu!
-Niye buğranın yatağında olduğunu merak ediyorum ama utanma diye sormicam.
-ne?! Buğranın yatağı mı bu?
Hazal şokla etrafina baktı.-O nerde peki,dedi umutsuzca.
Kız bilmez gibi dudak büktü.
-tanışmıştık ama madem hatırlamıyosun.Berre ben.
-Hazal.
-tabikide biliyorum:)
Zil sesi duyulunca berre açmak için zıpladı gitti.
Hazal yeniden tek başına kalınca bunu kötü bir rüya olmasını diledi.
Bir kaç saniye sonra Berre koşarak odaya daldı.
-Hii! Ayça gelmiş !seni saklamam lazım!
Hazalı kolundan tuttuğu gibi banyoya kapattı.Kilit sesini duyunca büsbütün korktu.Tedirgindi burdan bir an önce gitmek istiyordu.Kimin olduğuna emin olmadığı bir banyoda kilitlimiydi yani şimdi?Daha kötüsü olamaz zannediyordu taki arkasını dönüp yanlız olmadığını görene kadar.
“hii-
Lavabonun önünde arkası dönük üstten çıplak bir adam vardı.Eğilmiş yüzünü yıkıyordu.
Hazal kapıyı açıp çıkmaya çalıştı ama kilitliydi.
“afedersiniz afedersiniz diye sayıklıyordu suratı kapıya dönük üstelik gözleri de kapalıydı.
Bir gülme sesi.
Hem rahatlamıs sonrada kızmıştı.
“Buğra!???????
Bir yabancının değilde Buğranın olması mükemmel gelmişti ona.
Buğra arkasını dönmeden aynadaki yansımasına baktı Hazalın.Yüzüne traş kolonyası sürüyordu.Hazal onunla göz göze gelince utanıp tekrar arkasını döndü.Ne diye üstünde birşey yoktu ki?!
-Seni fırsatçı! sarhoş olmamı fırsat bilip beni buraya getirdin!
-Peşime takıldın desem inanmazsın şimdi.
-Hah!dedi Hazal yüzü kapıya dönük.”ne diye peşine takılayım ki senin?
-bilmem sen söyle.
Hazalın gözünde minik bir görüntü belirdi.
beni bırakma diyerek Buğranın koluna giriyordu.Hayır hayır! kabus tu bu !buğraya gerçekten öyle demiş olamazdı!
Arkasında yaklaşan adımlarını duydu Buğranın.
‘uzak dur’ dedi ona dönmeden yine.Ona böyle yarı çıplak yaklaşarak ne yapmaya çalışıyordu?
Buğra onu tişörtünü çekerek döndürdü.Gözleri kapalıydı Hazalın.
Buğra:
-akşam yaptıklarını hatırladığında yüzünün şeklini görmek istiyorum.dedi.
Hazal ciddi mi yoksa şaka mı yaptığını anlamak u.uduyla açtı gözlerini.
-ne? ne yapmışım? hicc birşey yapmadım !
Buğra dalga geçmek ister gibi tek kaşı havada Hazala yaklaştı.
“hatırlamana yardım etmemi istermisin?
Hazal o endişenin içinde Buğranın üstten çıplak olduğunu yeniden fark etti.Gözünü yumup başını yan tarafa çevirdi.
Buğra:
-Bakabilirsin.ödeşmiş oluruz.
-ne? ne demek ödeşmek?
Bu ben seni gördüm sende beni görebilirsin mi demek oluyordu?Buğranın yüzüne şaka yaptığını söylesin diye yalvarır gibi bakıp başını iki yana sallıyordu.
Buğrada acımasızca gülümseyip ‘evet’ der gibi başını salladı.
“yalancıı!,dedi Hazal ağlamak üzereydi.Buğra gülümsedi.Ama bu defa sevgi doluydu bakışı.
“-ve dün gece söz vermemi istediğin şey var ya? dedi şefkat kokan bir sesle.Belliki ağlamaması için çabalıyordu.
Hazal kaşlarını çattı.ne sözü istemiş olabilir di ki Buğradan?
“söz,diye mırıldandı belli belirsiz.Hazalın yüzünü avuçlarına aldı.Bakışındaki aşk hazala teslim bayrağını gönüllü verdirttiriyordu.

“Söz veriyorum,sonsuza dek…dedi Buğra Hazala doğru eğilirken.

…..

Bölüm sonu